Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

R’lerle imtihanım

Resim
Buradan açık ve seçik olarak ilan ediyorum ki, iktidarı elime geçirirsem, kesinlikle ilk yapacağım iş, alfabeye bir ayar vermek olacak. Ne o 29 harf, biraz kısalım. Hem alfabe dediğin 28 harften oluşmalı ve içinde asla R diye bir harf olmamalı.

Şimdi bazı muhalifler “R harfini söyleyemiyor, öcünü alfabeden alacak” diye aleyhime konuşabilirler, asla onlara inanmayın. Yok öyle bir şey. Hani R’leri söyleyemediğim doğrudur. Gıcık olduğum bazı bilim insanları var, o da doğrudur. R’leri söyleyemeyenlere, yani küçücük de olsa, mini minnacık da olsa konuşma bozukluğuna “Rotasizm” demelerini nasıl iyi niyetle bağdaştıracağız ki…

Kardeşim dalga mı geçiyorsunuz, adam mı seçiyorsunuz. Şuna “Yotasizm” deseniz olmaz mı, ne o denizde yol mu buluyorsunuz…

O değil de, çocukluğumda akranlarım da dâhil olmak üzere, bana R’yi söyletmeyi kendisine en kutsal vazife bilmiş kızlar vardı, erkekler vardı, ağabeyler vardı, amcalar vardı, hatta dedeler vardı, nineler vardı, ama hepsinin cümlesi ortaktı; R de ba…

“Geriye dönsem, gurbeti tatmazdım”

Resim
Naif Karabatak
Yolumuz Gurbete Düştü-2

13 yaşında gurbete çıkan Ömer Seçkin:
“Geriye dönsem, gurbeti tatmazdım”


Karaköy’de, Ada Han’ın kasvetli girişinde sizi mis gibi çay ve kahve kokusuyla birlikte Ömer’in güler yüzü karşılar. Dar bir koridorda, nostaljik şekilde döşenmiş, çok hoş bir çay ocağına girersiniz. Arada bir “çaylarrrr” diye yankı yapan handa Ömer’in sesi duyulur ve hemen önünüze mis kokulu çayla birlikte sohbet gelir, muhabbet gelir, dostluk gelir.
13 yaşında gurbete çıkan Ömer, her gün gurbetin acısını çekenlere ilaç olarak bir bardak çay verir. Onlar da her bardakta farklı özlemleri, farklı hasretlikleri, farklı acıları akıtırlar çay bardağından ta yüreğinin derinliklerine…
Karaköy’le Eminönü arasında Galata Köprüsü var. Anadolu’nun neresinden gelirse gelsin, herkesin ilk uğrak yeri veya mutlak uğrak yeri Eminönü’dür, Galata köprüsüdür, Karaköy’dür, balıktır, ekmektir, denizdir, martıdır ve çekeceği acılardır, süreceği sefalardır…
***
Bazı yerlerde gurbete çıkmak, aynı …

Hikaye bitti, ya sonra

Resim
Bütün hikâyeler nasıl başlardı hatırlıyor musunuz, anlattığımız veya dinlediğimiz bütün masalların başında nasıl bir süsleme yapılırdı. Bir varmış, bir yokmuş diye başlardı. Allah’ın kulunun çok olduğunu söylerdik, çok demenin günah olduğunu da eklerdik. Evvel zaman içinde, kalbur da saman içindeydi…
Develer tellallık, pireler de berberlik yapıyordu. Ben daha o yaşımda annemin beşiğini tıngır da mıngır sallıyordum.
Ve sonra o heyecanlı hikâye başlıyordu…
Sonra anlatıcının marifetine göre heyecan katsayısı artarak devam edip gidiyordu.
Sonra hikâye bitiyordu, diğer bütün hikâyeler gibi…
Ama sonunu da süslüyorduk, gökten üç elma düşüyordu, birisi onların başına, birisi dinleyenlerin, birisi de benim…
Ya sonra…
İşte sonrası yok…

Bir haber dinliyorsunuz, aklınızın almadığı bir olay, belki de hemen yanı başınızda, yaşadığınız semtte meydana gelmiş. Olay sonrası ölü veya yaralı sayısına bakıp üzülüyorsunuz, fail veya faillerin yakalanıp yakalanmadığını da merak ediyor ve öğreniyorsunuz.
H…
Resim
Naif Karabatak

1950’li yıllarda Adıyaman…

Adıyaman, 14 Haziran 1954 tarih ve 6418 sayılı kanunla Malatya’ya bağlı bir ilçe iken vilayete dönüştü. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bu kanun, 22 Haziran 1954 gün ve 8735 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanuna göre daha önce Malatya’ya bağlı olan Besni ve Kahta ilçeleri ile yeni kurulan Gerger ve Çelikhan ilçeleri de Adıyaman’a bağlanıyordu.
Kanunun uygulama tarihi 1 Aralık 1954 olarak belirlendiğinden, Adıyaman, 1 Aralık 1954 tarihinde il oldu. İl merkezi olan Malatya’yla ilçe olan Adıyaman arasında çok uzun bir mesafe vardı. İşler zamanında yapılmıyor, vatandaş mağdur ediliyor, ilçe merkezine hizmet yeterli ve zamanında gelmiyordu. O tarihlerde Adıyaman, bir ortaokul veya lise açılması kriterlerini bile tam anlamıyla tamamlamıyor olmalı ki, ortaokulu değilse bile liseyi okumak için il dışına giden ve orada eğitim alan insanlarımız vardı.
Bu değişim, her ne kadar bir ihtiyaçtan dolayı olsa da, aslında siyas…

Yabancı

Resim
Yabancılığın tarifi mi değişti, sıra bana geldiğinde bütün kavramlar yer mi değiştirdi bilmiyorum ama bildiğim, her yerde yabancı olduğumdur…
Gariptir yabancı; bir başınadır, yalnızdır, yer bilmez, yurt bilmez, yol bilmez, iz bilmez.
Ne kalacak yeri olur, ne göçecek yeri.
Belki parasızdır, belki açtır, belki biilaçtır…
Dostu olmaz, yoldaşa rastlamaz, derdini diyeceği bulunmaz.
Kimseyi tanımaz; huyunu bilmez, suyunu bilmez, tepkisiniz kestiremez.
Bazen kendi kendime soruyorum (ya da sormuyorum ama sorar gibi yapıyorum, çünkü kendime bile yabancıyım); Geldiğim yerde kalmak zorunda mıydım, geldim diye suçlu mu oldum, gitsem masum mu olacağım, bir tek ben mi yabancıyım, bir tek ben mi yer değiştirdim?
Belki de gurbet benle var olmuştur, ondan öncesi hikâyedir.
Sılada gurbeti yaşardım ama gurbette sılayı yaşayamıyorum; hem orada yabancı hem de burada yabancıyım.
Milyonlarca insan içinde bir tek ben yabancıyım, yüzüme bakan, elimi tutan, saçımı okşayan, sırtımı sıvazlayanlara bile yabancıyı…

Ahmet Sivil’le ‘Dialouge’ kurmak!

Resim
Naif Karabatak
Yolumuz Gurbete Düştü


Dil okulunda kendi markasını oluşturan bir başarı

Giriş
Erzincan yöresine ait güzel bir türkü duyarsınız gurbetin acı köşelerinde, Aşık Beyhani ve Ali Ekber Çiçek’in sazın teline vururken, yüreğinizin teline dokunmasına da izin verirsiniz;

Yolumuz gurbete düştü
Hazin hazin ağlar gönül
Araya hasretlik girdi
Hazin hazin ağlar gönül
Garip garip ağlar gönül
Dertli dertli ağlar gönül


Gurbet acıdır ama bazen acı olan sıladır, bazen acı yüreğindedir; acı sendedir ve sen nereye gidersen git, acı da senle birlikte gelendir.
Gurbet acıdır ama her gurbet acı değildir.
Belki acı olan çektiğin zorluklardır, vefasızlıktır, nankörlüktür, kadir kıymet bilmemedir, işlerin ters gitmesidir, hayallerinin kırılması, ümitlerinin bir bir yıkılmasıdır. Acı olan başarısızlıktır belki de, acı olan besleyip büyüttüğün umutların gerçeğe dönüşmemesi/dönüşememesidir.
Hayatının 50 yılını memleketinde, son üç yılını gurbette geçiren birisi olarak gurbetle ilgili en son sözü söyle…

Kıtlık Öncesi Hazırlık

Resim
Doğrusu hiç sorun ettiğinizi sanmıyorum, zaten her gün, her saat, her dakika, her saniye çeşitli iletişim kanallarında Ramazanda nasıl besleneceğiniz, neler yiyeceğiniz, nelerden kaçınacağınız açıklanıyor.
Ama yine de merak ediyorsunuz biliyorum.
Sırf sizin bu merakınızdan dolayıdır ki, bu kadar diyetisyen, bu kadar beslenme uzmanı sizin için can siperane, o kanaldan bu kanala, oradan şu kanala, sonra da diğer kanala koşturup duruyorlar.
Yetmiyor tabii…
Özel hastaneler “reklam fırsatını” asla kaçırmayacaklarından, hastanelerinde görev yapan diyetisyenlerin büyük bir emek sarf ederek hazırladığı “kopyala yapıştır” bilgilerini kamuoyuyla paylaşmaktan geri kalmıyorlar.
Böylece her ilde, her ilçede adı duyulmamış hastanelerinin reklamı yapılıyor, bir ramazan ayı boyunca…
Bütün bu uzmanların ana görevi sizin sağlıklı yaşamanızı sağlamaktır, başkaca bir amaçları da yoktur.
Uzmanlığın hakkını verenler, sizin için her şeyin en ince detayını hesaplamaktan asla imtina etmezler.
Yediğiniz he…