19 Ocak 2014 Pazar

Manidar nihayet bulundu!

Uzun süredir aranıyordu ama en sonunda “Manidar” bulundu. Nereye saklandığı, kimlerden gizlendiği, bugüne kadar sır olmayı nasıl başardığı hep merak konusu olmuştu ama işte en sonunda “Manidar” bulundu. Ne kadar sevinsek azdır.
Manidar, ne kimsenin sevgilisi, ne kimsenin annesi, ne kızı ne de bir kurumun başındaki en tepe isim…
Manidar, “anlamlı” demek…
Ayak oyunlarının çok döndüğü bir olayda, karşı atak olarak ortaya çıkmasına rağmen, “olağan” görüntüsü verilen her şey “manidar” bulunur…
Tıpkı Mustafa Sarıgül’ün mal varlığına el koyulmasının manidar bulunduğu gibi…
Ancak bu kelime veya bu isim veya bu anlam, 17 Aralık’tan bu yana AK Parti tarafından da dillendiriliyor ama hiç kimse “Manidar” bulmuyor, bulamıyor, aramıyorlar da…
Demek ki, “Manidar”, Mustafa Sarıgül’ün 3.5 milyon dolarlık ödemediği ve ödememekte ısrar ettiği kredisi istenince ortaya çıkıyormuş…
Birden bir ortaya çıkıyor, “ciiiii” ediyor, “bakın ben buradayım” diye nanik bile yapıyor.
Çok şakacı bu manidar ama Mustafa Sarıgül de…
Yani AK Parti dışındaki herkeste…
Sadece Mustafa Sarıgül de bu manidarlık “cuk” diye oturuyor…
Alıyorsun 3.5 milyon dolar kredi ve sonra ödemeye hiç ama hiç yanaşmıyorsun.
Tam 16 ay boyunca.
Biz bir taksit aksattığımızda evimize icra yollayanların davranışını bile “manidar” bulmaktan çok uzağız.
Üstelik biz 20 bin lira kredi çekemiyoruz ama Mustafa Sarıgül, bir çırpıda 3.5 milyon dolar, yani şimdiki Türk Lirasıyla tam tamına 7 milyon 812 bin 691 lira 85 kuruş çekebiliyor.
Hesaplayamayanlar için eski parayla tam tamına 7 trilyon 812 milyon 691 bin 85 kuruş…
Borcun hepsi bu kadar değil tabi…
Sarıgül, 9 kişiyle birlikte çektiği (ağır ya ondandır, tek başına taşıyamamış!) 3.5 milyon dolarlık kredi, bugün 8 milyon dolara, yani 16 milyon liraya çıkmış.
TMSF’nin elinde bulunan Bank Ekspres’e olan borcun tahsili gündeme gelmiş.
Bir belediye başkanı bu kadar parayı ne yapar?
Nasıl ödemeyi düşünür?
Eğer böyle bir kredi çekiyorsanız, ödeme garantinizin de olması gerekir.
Varmış elbet…
TMSF Sarıgül’ün mal varlığına el koydu dedik diye benim mal varlığıma el koymuş gibi birkaç satırlık liste olmasını bekleyemeyiz.
Tam tamına 35 gayrimenkulü varmış.
Ayın her günü birisinde ikamet ediyor, 5’i ise diğer aya devrediyor olmalı!
Sonra bankadaki paracıkları, miktarı bile belli olmayan kocaman meblağ…
Sahi CHP, Mustafa Sarıgül’ü “yolsuzlukla” suçladığı için kapının önüne koymuştu değil mi?
Hatta Deniz Baykal’ın anlatımıyla, “Sarıgül’ün yolsuzlukları 10 tane İSKİ yolsuzluk skandalına denk büyüklüktedir.”
Buna rağmen Kemal Kılıçdaroğlu ise “hırsızlıkla kapı önüne konulanı” alıp, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı yapmıştı.
Muhtemelen de kendi yerine geleceğini biliyor.
Çünkü okyanus ötesinden gelen emir, kesindir…
Belki de TMSF’ye olan borcunu yeni yolsuzlukla kapatmayı planlamışlardır, birlikte…
Ama buna rağmen de TMSF’nin Mustafa Sarıgül’ün mal varlığına el koyması, zamanlama açısından “manidar bulundu” bu kesin…
Çünkü CHP, Ulusalcı ve cemaat medyası böyle diyor…
Demek ki manidar, sadece Mustafa Sarıgül de var…
TMSF’nin tabiriyle “halkımızın sırtına yüklenen maliyetleri azaltmak” için borç tahsil etmeye kalkışmak “manidar” bulunuyor, banka batırmak ise olağan!
***
Tabii bu arada “manidar olmayanlar” da var…
Savcıların delilsiz, mesnetsiz, “siz yakalayın, sonra belge düzenleriz” gibi dünya hukukuyla da tam uyumlu(!) bir operasyonun seçimlerden hemen önce, dershane tartışmasından ise hemen önce yapılması “manidar” değil.
Hatta alakası yokken bakan oğullarını almak, hiç ilgisi yokken başbakanın oğlunu dâhil etmek, “suçu onlara atın, kurtulun” demek, “efendileriniz gelsin sizi kurtarsın” diye hava basmak da manidar değil…
“Yolsuzluk var” diye avazı çıktığı kadar bağıranların telaffuz ettiği rakamı yüze katlayan oranda ülkenin zarar ettirilmesi de “manidar” değil.
Hatta devlet sırrı sayılacak konuları açığa verip, devleti, “terör örgütüne arka çıkan ülke” konumuna düşürmek de ihanet açısından manidar değil.
İsrail’in hiç sevmediği ve “yok etmek” istediği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve İHH’nın bu operasyonla yok edilmek istenmesi de manidar değil.
Gezi olaylarında üç ağaç için sokağa çıkanların Üçüncü Köprü, Havalimanı, Kanal İstanbul ve Hes’lerin durdurulmasını istemelerine karşın, operasyonla bu işi üstlenen müteahhitlerinin yakalanmak istenmesi de manidar değil.
Hatta bir savcının başbakanı tehdit etmesi, meydan okuması, bildiri dağıtması, işadamlarından rüşvet alarak Dubai’de tatile gitmesi, hatta operasyonu orada tasarlamaları da manidar değil.
Manidar olmayan çok şey var.
Mesela Gezi’de sponsor olan Koç’un, operasyonda da sponsor olması, Uganda’dan ananas, şuradan rafine, buradan elmas işini kapması da manidar değil.
Başbakanı makamında; “Dershaneyi kapatmayı askıya al, yoksa dosyalar ortaya çıkar” diye tehditlerden sonra “Ocağınıza ateşler düşe” diye beddua edecek kadar bu iş çığırından çıktığı halde hiçbir zaman ve hiçbir adımı manidar bulunmadı…
Çünkü manidarlık, insanların kendisinden beklemediği bir adımı attığında söylenir…
Ama hukuksuzluğu yaşam biçimi haline getirenlerin, atacağı bütün çirkin adımlar manidar bulunmaz, ‘yakışır’ bulunur.
Ve bu da gerçekten bütün vesayetçilere çok yakışıyor.
Hani sizi şık gösterdiğini söyleyemem ama siz kendinize yakıştırdıktan sonra bize laf söylemek düşmez…

Tweetimden seçmeler
Hükümetin “hırsızları koruduğu”nu söyleyenlerin, Mustafa Sarıgül'ün 8 milyon dolarlık kredisini ödememesine arka çıkmaları manidardır!
www.naifkarabatak.net

16 Ocak 2014 Perşembe

Hortlayan İstiklal Mahkemesi mi?

17 Aralıktan bu yana ülkede bir yargı sultası var. Açık açık bir darbe teşebbüsünde bulunan ve bunu da “bütün hukuksuz yolları” deneyerek yapan bir kesim var…
İlk dalga yolsuzluk(!) operasyonunda “delil koyma” dâhil birçok kanunsuz işlem yapan, “iki dakika süreniz var” diye gözaltına alınanların diyeceklerini de unutturan, “Efendileriniz gelsin sizi kurtarsın” diye de esas niyetini belli edenlere ek olarak “Siz belgesiz gözaltına alın, sonra işlem yaparız” diyen savcılar çıktı.
Yolsuzluk ve rüşvet kılıfıyla yapılan bir kalkışma, bir hukuksuz girişim ve hukuku katleden belli bir kesimin hegemonya isteği veya “Efendilerinin emrini yerine getirme” var.
Aslında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Haşhaşiler” benzetmesi burada tam yerine oturuyor.
Haşhaşla uyuşturulmuş beyinler, sadece aldığı emri uygulamaya çabalıyor.
Bunun için bağırıyor, meydan okuyor, yasayı tanımıyor, işlemleri usulüne uygun yapmak bile aklına gelmiyor.
Minareyi çalıyor, kılıfını ayarlamak aklına gelmiyor.
Çünkü o kadar gelişmiş bir beyne henüz sahip değil.
Bu ucuz hırsız, kiralık hırsız, efendilerinin emrini sorgusuz sualsiz yerine getiren hırsız…
O kadar işi çığırından çıkarmışlar ki, soruşturma evraklarını incelemiyor, kapağını açmıyor, mühürleri kırmıyorlar…
İHH’ya yapılan baskındaki gibi “El Kaideci” aramak için giriyor ama kimseyi kontrol etmiyor, kimliklere bakma gereği duymuyor, sadece bilgisayarı alıp gidiyor.
Çünkü “o bilgisayar gelecek” denmiş, götürüldü…
Devletin “gizli ilişkileri” ve “gizli yardımları” olabileceğini bile bile yardım tırını durdurup, “aranmasına izin verilmediği” halde içinde “mühimmat” var diye basına bilgi sızdırabiliyor.
Yahu sen bakmadın ki, içinde ne olduğunu nereden biliyorsun?
25 Aralık operasyonunda “suçlamaları bile belli olmayan” işadamlarını gözaltına alınması isteniyor.
Polis suçun ne olduğunu bilmiyor.
Başsavcının bilgisi yok, emniyetin bilgisi yok.
İşadamları neyle suçlandığını bilmiyor.
Birileri bir dosya indirmiş, “bunlar alınacak” demiş, alıyorlar…
İddialar incelenmemiş, soru sorma yok, savunma hakkı yok.
Polisler “belgesiz olmaz” deyince tepesi atıp, mahkeme önünde bildiri dağıtmaya kalkışıyor; eylemci gibi, militan gibi…
Üçüncü dalga operasyonu ise dün başlayacaktı.
Belgesizdi yine gözaltına alma isteği…
Polis “yok” dedi, savcı diretti.
Sonra akıllara zarar emir geldi; “Siz belgesiz gözaltına alın, sonra işlem yaparız.”'
Sonra ne yapacaksınız, eroin mi yerleştireceksiniz, belge mi üreteceksiniz, suç mu oluşturacaksınız?
Ne yapacaksınız, nasıl bir suç bulacak, neyle yargılayacaksınız?
Polis ne diye gözaltına alacak?
Emniyet, sizin uşağınız mı?
Herkes yasaların kendisine verdiği yetki çerçevesinde görev yapmıyor mu?
Elinde belge olur…
Delillerin bulunur…
Suçlama gerçek olur veya iftira…
Ama soruşturacak, yargılayacak ve sonunda da suçlu veya suçsuz olduğuna kanaat getirecek bir sürecin işletilmesi gerekir.
Savcı olmak, sokaktan insanları toplayıp, keyfince “esir” almak değildir.
Savcı olmak, devlete meydan okumak, siyasi iradeyi küçümsemek değildir.
Şimdi yeni görev yerinize tıpış tıpış gidin…
Bu ülkenin özlemini duyduğunuz, hasretini çektiğiniz İstiklal Mahkemelerinin yurdu sardığı zamanlar olmadığını anlarsınız belki…
Siz iyi bilirsiniz, hani ülkenin dört bir yanına kurulan seyyar mahkemelerde, seyyar darağaçları vardı…
İnsanları toplarlardı, önce asarlardı, sonra suç bulup, imzalarlardı.
Hiç birisinde utanma yoktu, arlanma yoktu, meslek haysiyeti yoktu, onura sahip değillerdi ve birazcık vicdan sahibi de olmamışlardı.
Masum insanları asıyorlardı.
Hiçbir suçu olmayan insanların canına kıyıyorlardı.
Katiller ordusu gibiydiler…
Asıyorlardı, sonra işkembe-i kübradan bir suç çekip çıkartıyorlardı.
Karınları hasutlukla doluydu, kinle ve garezle doluydu.
Kurtuluş mücadelesi vermiş, bu ülke için savaşmış, kanını, canını gözünü kırpmadan harcamış insanları eften püften ve aslı astarı olmayan gerekçelerle asıyorlardı.
Gariban insanlar darağaçlarına giderken, birileri de büyütülüyordu.
Yolsuzluklar almış başını gitmişti, devletin malı peşkeş çekiliyor, bazı kesimler “büyük işadamı” oluyordu…
Cephede savaşan, sevdiklerini kaybeden, düşmanlara canını ve kanını verenlerse yargılanmadan, suçu belli olmadan, ifadesi alınmadan ipte sallandırılıyordu…
Şimdi İstiklal Mahkemesi özleyen ve bunu da milletten aldığı vergilerle yerine getiren belli bir kesim, milletin geleceğini karartacak adım atmaya çalışıyor.
Hükümet, buna karşı tedbirini alıyor; suç odağı haline gelen yeri şimdilik tayinle dağıtıyor ama sonra hepsi yargının karşısına çıkacak ve yaptıklarının hesabını verecekler…
Merak edilense Hasan Sabbah kim, bunları uyuşturacak haşhaşı zehirli kadehte sunan kim?
Bu işin arkasında gerçekten kim var; “biz yokuz” diyenleri daha inandırıcı olmaya davet etmek, hepimizin hakkıdır!

Tweetimden Seçmeler
Partiler, millete hizmet dışında bir yer ararsa er ya da geç hesabı görülür. Millete hizmet eden siyasileri devirmeye kalkanlarsa yok olur.
www.naifkarabatak.net