4 Nisan 2013 Perşembe

Mumu bırak, aydınlığa çık!

İş slogana geldiğinde ne kadar da demokrat kesiliriz bir bilseniz. Hatta karşı çıktığımız olay, bizim gibi düşünmeyenlerin hatasıysa “katmerli demokrat” olur, ülkenin dört bir yanını saran eylemlerde bulunuruz.
Mesela “sevdiğimiz” bir şey yasaklansın, anında yasakçılığın nasıl bir şey olduğunu yedi cihana duyurabiliriz.
Bunun için eylemler yaparız, afişler hazırlarız, gençleri sokağa dökeriz…
Ama aynı yasak, “bizim gibi düşünmeyenler”de söz konusu olduğunda kılımızı kıpırdatmayız.
Tersi de var…
Hani biraz değişiği…
Hatayı karşı tarafta sanıp, aslanlar gibi ortaya çıktıktan sonra “eleştirdiklerinin kendilerinden kaynaklı” olduğunu görenlerin düştüğü durumdur.
Hani şu “iyi çocuklar” gibi bir adres gösterme…
İşte o zaman üstüne çorba dökenler gibi suspus olup, bir kenara sinerler…
Süt dökmüş kediye dönerler…
Bu defa altta kalanın canının çıkmaması için zeytinyağı olup üste çıkarlar…
Demokratlığı savunanlar, bir anda darbecileri savunabilir ama demokratlık adına, özgürlük adına, demokrasi adına…
Ha bir de Atatürkçülük adına, laiklik adına…
Malzeme çok.
Milliyetçilik de olabilir, ulusalcılık da. İster çarp, ister böl, ister karekökünü al değişen olmaz.
Her seferinde birisini ısıtıp önümüze koyarlar ve biz de “ne kadar da demokrat adamlar” diye imreniriz.
Şimdilerde yutturamıyorlar…
Üstelerine çok çorba döktüler…
***
Çok beylik laflarımız var. Bugün birkaçını hatırlatmak istiyorum.
Bunlardan ilki “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemini hatırlatmak olmalı.
Susurluk’ta kamyona çarpan terör örgütü, daha sonra ortaya çıkacak Ergenekon’un fren izleriydi…
Ama “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminde bulunarak “özgürlükçü” ve “şeffaf” bir ülke istediklerini söyleyenler, nasıl olduysa daha sonra kamyonun altında kalan araca tıkışmaya başladılar.
Sadece tıkışmadılar, yer açarak “avukatları” da sıkıştırmaya çalıştılar.
Sonra aracın içi dar geldi, yurdumun dört bir yanında “iliğimize kadar” işleyen darbecilerin ne kadar masum olduğunu anlatmaya başladılar…
Terör örgütüne karşı çıkıyorlardı ama kendi terör örgütleri iyiydi.
Bir kez daha çorba dökmüşlerdi…
***
Belki de aydınlık için farklı bir düğmeye basmış olmalılardı.
Hani çok beylik bir diğer lafımız “Karanlığa küfredeceğine, bir mum yak”tır…
Etrafın zifiri karanlık olduğunu biliyorsun.
Üstelik bunu söylüyorsun da…
Üstüne de şikâyet ediyorsun ama çözüm parmaklarının ucundayken, muma kadar uzanıp, kibriti çakmayı düşünmüyorsun.
Veya eriniyorsun…
Küfrederek, şikâyet ederek çözüme bir katkın olmuyor.
Karanlığı aydınlatamıyorsun.
Aydınlatmak isteyenlere de fırsat vermiyorsun.
“Hain” diyorsun, “işbirlikçi” olduğunu söylüyorsun, etiketliyorsun, fişliyorsun, iftira ediyorsun, hatta yetmiyor hakaret ediyorsun, küfrediyorsun.
Çünkü biliyorsun ki, ortalık aydınlandığında bir kez daha üzerine döktüğün çorba görünecek…
Hem kokusu yayılacak her bir yana…
Hem görüntüsünün çirkinliğinden utanacaksın.
Belki de çözümsüzlükte ne kadar dahlin olduğu ortaya çıkacak.
Hatta belki çözümsüzlüğün merkezi olmaktan öte sorunun kaynağı olduğun anlaşılacak…
O zaman sesin gür çıkmalı…
30 yıldır akan kanın sürmesi için var gücünle çalışmalısın.
Varsın bir 50 bin insan daha ölsün, tohumuna para mı saydın?
Gencecik insanları kaybedelim, ne önemi var?
Yetere ki eski hesaplar görülmesin…
Kandan beslendiğin ortaya çıkmasın.
Siyaset yapacağın alan daraltılmasın.
Herkes gerçek “hain” yüzünü görmesin.
Hem sen üstünsün…
Farklısın, çok farklısın, özel üretim gibi bir şeysin.
“Sen var ya sen”, diye aynaya baksan iğrenirsin ama bunu kimseye göstermemen lazım.
O zaman ülke karanlığa gömülsün, kan aksın, insanlar toprağa düşsün, gözyaşları sel olup aksın, umurunda mı?
“Hayır!” diye söylediklerime kızıyorsa o zaman boş ver mumu, iyisi mi çık dışarıya ve dünyanın ne kadar aydınlık olabildiğini gör.
Sadece perdeyi arala o da yeterli.
Ya da sus otur, karanlıkta kalan sadece sen ol, koca bir ülke değil.

Twitimden seçmeler
Siyasetçi, sinekten yağ çıkarmayı bilen ve bunu da “halis zeytinyağı” diye yansıtabilendir :)
www.naifkarabatak.net

3 Nisan 2013 Çarşamba

Akil İnsanlar Fişleniyor!

30 yıldır akan kanın durması için aranan çözüm sürecine şiddetle karşı olanlar da, hayatını ortaya koyarak destek verenler de sonunda “ortak noktada” buluşmaya başladı.
Ülkeyi barışa götürecek, kanı durduracak ve gözyaşını dindirecek adım atıldığından bu yana ilk kez iki kesim, aynı şeyi tartışmaya başladı.
Akil İnsanlar, barışa karşı olanların da gündeminde…
Barışa sonuna kadar destek verenlerin de…
Neredeyse barış sürecini ve sonrasında gelebilecek huzur ortamını unuttuk.
Varsa yoksa “Akil İnsanlar” listesi…
Her isme bir bahane var.
Üstelik her kesimin var.
Bir kesim aynı ismi vatan haini ilan ederken, bir diğer kesim vatansever ilan edebiliyor.
Birisi AK Partiye yakın olmakla suçladığı kişiyi, diğeri PKK’ya yakın olmakla suçlayabiliyor.
Birisi “dinci” olduğu için eleştiriliyor, bir diğeri Kürtçü olduğu için.
Diğeri aynı isimleri Türkçü diye eleştirebiliyor.
Akil insanlar bu şekilde fişleniyor.
Dün ne demişti, bugün ne diyor?
Dün neredeydi, kimle beraberdi, bugün kimlerle…
Yazdıkları, çizdikleri, söyledikleri, yaptıkları her şey tartışma konusu oldu.
Sanki o isim çıksa kendi ismi yazılacakmış gibi bir didişmenin, mücadelenin ve anlamsız bir kavganın gürültüsü var.
Hatta sanki “Akil İnsan”, geleceğini garanti altına alan “milyarder” gibi görülüyor.
Veya her biri birer bakan olacak, geniş yetkilerle donatılacak, astığı astık, kestiği kestik olacak.
Belki de yediği önünde, yemediği ardında kalacak.
Hâsılı fiyakalı bir makamın düşünü kuranlar, kendi adlarını göremeyince çamur atmaya başladılar.
Akil insanlar, “dört dörtlük insan” değil elbet.
Hiç birisinin de böyle bir iddiada olduğunu sanmıyorum.
Böyle bir iddiayla seçildiklerini de düşünmüyorum.
Bir barış süreci var…
Süreci sadece siyasi anlayışla götürmek, barışa vurulacak en büyük darbe olarak görülüyor.
Siyasi kaygılar, barışı bir yere kadar götürebilir.
Ama özgür kafa yapısı, engelleri ortadan kaldıracak çözümler üretebilir.
Üstelik her kesimden insan var.
Toplumun tüm katmanlarının temsil edildiği mini bir meclis gibi…
Herkesin beğeneceği isimler de var, beğenmeyeceği de, burun kıvırıp geçeceği de…
Tıpkı toplumumuz gibi belki de…
Zaten Akil insanlar, “aynı düşünen insanlar” değil.
7 bölgede, 9’ar isim. Toplam 63 Akil insan. Bunun yüzde 20’si kadın, yüzde 80’i erkek.
Farklı anlayıştan, farklı yaklaşım ve analizde bulunan insanlar.
Belki de tek ortak noktaları “duyarlı” olmaları…
Bu yeterli aslında…
Ülkeyi çözüme götüreceklerse, aldıkları görevi “listede adım olsun” diye değil, gerçekten elini taşın altına koyup, bütün çekinceleri bertaraf edecek şekilde çalışacaklarsa yolları açık olsun.
Çok önemli isimler var, STK’ların ve “hak” örgütlerinin genel başkanları var.
Medya dünyasından önemli isimler var.
Sanat camiasından.
Ve hatırı sayılır bildiklerimiz var.
Akademik yönlerinin dışında çarpıcı tespitleriyle gönüllerde taht kuran insanlar var.
Siyasi görüşünü beğenmek zorunda değilsiniz, zaten bu insanlar bizi kendilerine benzetmeyecek, çözüm sürecinin sancısız yürümesini sağlayacak.
Toplumda beliren kaygılar yok edilecek belki…
Kafa karışıklığı giderilecek…
Kandan beslenenlerin “ülke bölünüyor” teranelerinin kof bir laf salatasından başka bir şey olmadığı görülecek/gösterilecek.
30 yıldır devam eden anlamsız bir kavgada, ölenlerin üzerine yeni ölümler eklemenin veya eklememenin faydaları/zararları anlatılacak.
İnsanların “eşit” olması gerektiğini ve bunu yaparken “ama” diye engeller koymanın yasakçı bir anlayışın ürünü olduğu anlatılacak.
Ekonomik kayıplarımız ortaya konacak.
Teröre harcanan parayla bölgenin nasıl bir refaha kavuşacağı işlenebilecek.
Daha da ötesi, huzurlu bölgeye yatırımın önü açılacak.
Turizm canlanacak.
Bölge insanı 30 yıldır çektiği yoksulluk ve yoksunluğu barışla kırabilecek.
Akil insanlar bütün bunları “kendine yakın” olanlara anlatacak ve dinleyecek.
İşte o anlatma ve dinleme, hükümetin ufkunu açacak.
Bizim istediğimiz de bu.
Barış sürecini, en iyi anlatacak olanlar, siyasiler değildir, toplumun kabulleneceği ve sevebileceği insanlardır.
Ve toplum, sadece sizden ibaret olmadığına göre sizin bakış açınızla Akil İnsanları fişlemeyin.
Derdiniz barışsa, listede olmadan da yapacak çok şey var. Derdiniz savaşsa, siz listede olsanız da sizden bir şey olmaz!

Twitimden seçmeler
Yerinizi bilmiyorsanız, bildiğiniz bir şeyler olduğunu da söylemeyin.
www.naifkarabatak.net

1 Nisan 2013 Pazartesi

Psikopatlar tarafından yönetilmek!

Onların acıması yok, herhangimiz gibi bir vicdan taşımıyorlar. Yaptıkları vahşetten bir pişmanlık da duymuyorlar.
Dahası da var.
İkna kabiliyetleri çok yüksek...
Cazibelerini kullanmada pek mahirler.
Çok değerli olduklarına inanıyor ve buna karşıyı da inandırıyorlar.
Herkesi kullanabilecek bir kabiliyete de sahipler.
Kimin ne düşündüğü umurlarında olmuyor.
Yaptıkları veya yapacakları eylemlerin sonucunu önemsemiyorlar.
Hatta toplumsal, ahlaki ve yasal sonuçlarını hesaba bile katmıyorlar.
Bazen “çok önemli” birisi olurken, bazen “sıradan” birisi haline dönüşebiliyorlar.
Zayıfları çok kolay tahmin ederek, bunlardan çok daha fazla istifade edebiliyorlar.
Araştırmalara göre psikopat olan seri katiller, bu özelliklere sahip.
Ama sıkı durun…
Bu özelliğe sahip başkaları da var.
Kim mi, yönetenler mesela…
Yani liderler, siyasiler!
Birçok ülkenin liderinin özelliği, psikopatlarla benzerlik gösteriyor.
Dün Radikal Gazetesinde yer alan bir kitap tanıtımında bu bilgileri görünce, bugüne dek birçok diktatörü psikopat olarak tarif etmekte yanılmadığımı anladım.
Prof.Kevin Dutton’un “Olağan Psikopatlar” (Ermişler, Casuslar ve Seri Katillerden Hayat Dersleri) adlı eserinde insanı şok edecek bilgiler yer alıyor.
Psikopatların bu özellikler taşıması olağan karşılanırken, aynı özelliklerin milyonları idare eden liderlerde olması ise kan donduracak kadar korkutucu.
Peki bu özellikte kimler var dersiniz?
Başta John. F. Kennedy ve Bill Clinton olmak üzere, aralarında Roosevelt’lerin de bulunduğu bazı ABD başkanlarının benzer özelliklere sahip oldukları söyleniyor.
Elbette ki günümüze döndüğümüzde dünyanın içinde bulunduğu durumu da hesapladığımızda çok daha farklı örneklerini görebiliyoruz.
Mesela Beşar Esad, mesela Saddam Hüseyin…
Veya Libya’nın lideri Muammer Kaddafi…
Daha çok elbet…
Arap Baharıyla esen rüzgârdan etkilenen her ülkede psikopat bir lider vardı.
Halen kışını yaşayan ülkelerde ise görevde olan psikopatların, ne zaman ne yapacağını kestiremeden yaşamını sürdürmeye çalışan insanlar var.
Kitaptaki bilgilere göre “Beyinlerinin duygu bölgesinde hasar var”mış.
Sadece liderler değil elbet.
Psikopatlar bu toplumdan çıkıyorsa, o toplumda yer alan diğer mesleklerde de benzer özelliğe sahip ama “sıradan” görünenlerle birlikte yaşıyor olmanıza da şaşırmamak gerekiyor.
Hatta bunun içinde avukat da var, gazeteci de, doktor da, hakim de, savcı da…
Devlet adına veya bir örgüt adına görev yapan ajanları unutmayın.
Ve şunu da unutmayın ki, bu insanlar zevk alarak “vahşet” yapıyor veya vahşete imza atıyor.
Bir ülkenin lideriyse halkını ateşe atmaktan da, onlara silah sıkmaktan da, hepsini yakmaktan da, her tarafı yıkmaktan da imtina etmiyorlar.
Aslında suçu sadece psikopatlara bağlamak ve dünyanın kirliliğinden onları suçlamak haksızlık…
Bir otopark kavgasını vahşete dönüştüren,
Kırmızı ışıkta geçişi katliama çeviren,
Korna çaldı diye hayatıyla ödeten,
“Ben önce geldim” tartışmasından kan çıkaran,
Sonuçta bir yarışma olan maçları katliama çeviren,
Öz oğlunu, eşini, babasını, annesini, canı gibi sevdiğini söylediği genç kızı hiç gözünü kırpmadan katleden,
Bir anlık zevki için insanların hayatını karartan,
Daha çok kazanayım diye koca toplumu zehirleyecek ürünleri pazarlayan,
Ve daha sayamadığım özelliğe sahip insanlar hangi toplumdan çıkıyor?
Yaşadığımız ortamda, anlamsız bir kavganın 30 yılda 50 bin insanın canına mal olduğunu bile bile sürmesi için çaba harcamak, sağlıklı bir insanın özelliğine mi uyuyor?
Sırf kendisi iktidar olsun, gücü elinde bulundursun, daha çok kazansın, daha çok servet edinsin diye kurulan terör örgütleri aracılığıyla darbe yapan kamu görevlisi veya siviller sağlıklı bir insan oldukları için mi böyle davranıyorlar?
Silivri’yi dolduranların, darbe planı yaparken kurguladıkları vahşetler, sağlıklı bir insanın “hayal” edeceği şeyler mi?
Ne onlar, ne sokaktaki ağız dalaşını katliama çevirenler, sağlıklı bireyler değil.
Sağlıksız bireylerin çoğaldığı toplumda psikopatların sayısında da artış olması kaçınılmazdır.
Psikopatların arasında yaşamak, ateşle dans etmek olsa gerek…

Twitimden Seçmeler
(Adıyaman’da) “Bu yol bizim yol” diyerek, devletin yolunu parselleyenler, evlerinin önünden geçen “akrabasını” odunla haşat etmişler. Allah akıl fikir versin.
www.naifkarabatak.net

31 Mart 2013 Pazar

CHP milletvekilleri çok şakacı

Birileri CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’e bir şeyler yutturmaya çalışıyordu. Bunlardan birisi Kürt milliyetçiliğinin ilericilik ve bağımsızcılık olduğuydu, diğeri de Türk ulusuyla Kürt milliyetinin eşit ve eş değerde olduğuydu.
Yutmadı tabii…
Yutacak göz yoktu onda.
Çünkü o, farklıydı…
Kabul edelim Boşnak’tı ama kendini Türk hissediyordu.
Diğeri Kürt’tü ama “hissetmesi” de elinden alınarak “Kürt değilsin” diye yıllarca kafalarına vurulmuştu.
Eşit olmaları mümkün değildi.
Türk, bir ulusun adıydı, Kürt bir milletin adı bile değildi ya, hadi öyle kabul ediyordu.
Sonra Türk Milliyetçiliği ilericilik ve bağımsızcılık olarak algılanırdı ama Kürtlerde asla böyle bir şey söz konusu dahi olamazdı.
TBMM’de CHP’nin de “destek” verdiği anadilde savunma tasarısı görüşülürken, CHP’li Birgül Ayman Güler, tasarıya oy veren partililerini bile şoke edecek bir çıkış yaptı.
Çok öfkelenmiş, çok kızmıştı.
Öyle hararetli konuşuyordu ki, sanki Boşnakların “Türk” olamayacağı söyleniyordu.
Öyle sinirle konuşuyor, yüzünün mimiklerini sertleştiriyordu ki, sanki “Boşnakça konuşmak yasak” diye bir tasarı meclisten geçiyordu.
Eliyle, diliyle, gözüyle, mimikleriyle ve tüm vücuduyla saldırıya geçmişti.
Öfkeyle ve bağırarak birilerine göndermede bulunuyordu.
“Yutturamazsınız” kısmını daha bir heyecanla söylüyordu, çünkü yutmayacak kadar “uyanık” olduğuna inanmıştı.
Kabul edemezdi böyle bir şeyi…
Ve o öfkeyle meclis kürsüsüne vurarak, meclisi inleterek, tarihe kara bir leke bırakarak bağırıyordu; “Kürt milliyetçiliğini bana ‘ilericilik’ ve ‘bağımsızcılık’ diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz.”
“Helal” dedim kendisine, bunu açık yüreklilikle söylemek bile alkışlanacak bir davranıştı.
Bugüne kadar “derinden” söyleneni, açık açık haykırmış, bir siyasi partinin anlayışını orta yere koymuştu.
Bunun üzerine CHP karıştı.
CHP her zaman karışabilirdi, buna müsaitti.
Hatta karışmadığı zaman, kasetle karıştırılır, “aday olmayacağım” diye liderinin arkasında duran, aday olarak koltuğa bile otururdu.
CHP Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, Birgül Ayman Güler’in sözlerine ve bu sözlerin CHP sıralarında aldığı alkışa karşı partisinden istifa etti.
Önce bağımsız kaldı.
Sonra AK Partiye geçti.
Siyaset tarihinde ilk kez “oyumuzu çaldı” diye Salih Fırat hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
CHP, Adıyaman’da birkaç kezdir “seçimle gelen” adayını kaybediyor, genellikle de AK Parti’ye kaptırıyordu.
Adıyaman’da CHP’ye gönül veren insanlar kızgındı.
Ya parti aday belirleyemiyor ya seçilenlere sahip çıkılmıyordu.
Tepkiyi dindirmek lazımdı.
1 Nisan’da…
Bugün anlayacağınız…
12 CHP Milletvekili Adıyaman’a çıkarma yapıyor.
“Bir milletvekiliniz gitti ama” diyerek ardından gelecek sözle gönülleri almaya çalışacaklar; “12 milletvekili geldi…”
Salih Fırat’ın yerine, 12 milletvekilinin Adıyaman’da görevde olduğunu söyleyecekler…
Esnafı gezecekler, partililerle sohbet edecekler, “ne kızıyorsunuz ya, bakın biz sizin milletvekiliniz olduk. Hem de bir değil, on iki.”
Tabii iki şeyi atlayacaklar…
Birincisi Birgül Ayman Güler’in sözlerine “ceza verdiremeyen” Salih Fırat’ın yerine 12 milletvekili ceza verdirmeyi mi başaracaktı?
İkincisiyse bir milletvekili ne yapmıştı ki, on ikisi ne yapsın?
Adıyaman’ı şaha kaldırmayan bir milletvekilinin yerine on ikisi gelince şaha mı kalkacaktı?
Yolsuzluklar mı açıklanacaktı, yapılmayan yatırımlar mı sorgulanacaktı?
Halkın daha iyi bir yaşama kavuşması için yapılması gerekenler mi sıralanacaktı, yapılmayanlar için hesap mı sorulacaktı?
Ne yapılacaktı sahi?
59 yıldır il olduğu halde derme çatma otogarını, olmayan kültür merkezini, sinemasını, alışveriş merkezlerini, beş yıldızlı otellerini, turizmini, tütününü, barajını, havasını, suyunu mu sorgulayacaklardı?
Diyelim sorguladılar, bunu “korkmadan, ürkmeden” mi yapacaklardı, “ayıp olur ya” diyerek, her zamanki gibi “light” bir şekilde mi yapacaklardı?
Sahi Salih Fırat’ın hangi yaptığını devam ettireceklerdi, hangi yapmadığını vazife bileceklerdi?
Bugün bir nisan…
Bunu CHP’li 12 Milletvekili de biliyor, CHP yönetimi de…
Adıyamanlılara bir nisan şakası, bundan daha güzeli olmazdı sanırım.
Çok şakacısınız sayın vekiller, çooook!

Twitimden seçmeler
Maliye Bakanı Şimşek, verginin artmayacağını, tabana yayılacağını söylemiş. Zaten vergi tabanda. Tavana yayın yayabiliyorsanız.
www.naifkarabatak.net