11 Ağustos 2013 Pazar

Tanırım, mesai arkadaşımdır!

Darbe yapma konumunda olan veya hazırlanan darbe planlarının her hangi bir yerinde görev alan kişilerin “tanırım, iyi çocuktur” sahiplenmesini anlayışla karşılamak gerekiyor. Zira ya görevi veren bizzat kendisidir ya mesai arkadaşıdır.
Hem biz, insanların mesai arkadaşını kurtarma adına birçok kirli hesapları örtbas etmeye çalıştıklarını biliyoruz…
Bilmediğimizse darbeye karşı dik duranların “Tanırım, mesai arkadaşımdır” sahiplenmesidir.
Ergenekon Terör Örgütü yönetici ve üyelerine bir biri ardına cezalar yağdı ama bunların içinde sadece birisi çok ses getirdi; Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ…
Hani yerden çıkan silahlar için “boru bunlar, boru” diyen…
Hani darbe planlarını buruşturup, “kâğıt parçası” diyen…
Hani savaş gemisine, savaş elbisesiyle çıkıp, “darbe” mesajı veren…
Hani komutanları arkasına alarak, hükümete kükreyip, “bulun bunları” diye emir yağdıran…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbuğ’un aldığı müebbet cezaya üzülmüştü…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da üzüntüsü vardı, üstüne de kızgınlığı…
Hatta yargı sürecinin henüz bitmediğini söylüyor, tıpkı darbe yanlılarının “Bu işi AHİM’e götürürüz” tavırlarını destekler şekilde AHİM’e gidilebileceğini işaret ediyordu.
Başbakana göre AHİM’den çıkan karar, Başbuğ’un suçsuzluğunu gösterebilirdi…
Çünkü Başbuğ, mesai arkadaşıydı…
Bu işte bir “bit yeniği” yoksa “bir yiğit”lik olduğuna kuşku duymuyorum.
Hakkını yemeyelim, Yiğit Bulut, henüz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hararetli savunmaya geçmemişti ama Başbakan, İlker Başbuğ’un “Terör Örgütü Yöneticiliği” suçlamasıyla yargılanmasını içine sindirememişti.
Tutuklu olarak davanın sürmesini de hoş karşılamamıştı.
TSK’nın başı olmakla, terör örgütünün başı olmanın farklı olabileceğini bilerek bunu söylemişti.
Her genelkurmay başkanının terör örgütü yöneticisi olmadığını da üstelik iyi biliyordu.
Gerekçesi çok geçerliydi, kendince; Mesai arkadaşıydı…
Geçmişe dönüp baktığında, neler görebileceğini de biliyordu…
Mesela 27 Mayısta, 37 düşük rütbeli subay ve yüksek rütbeli subaylar da, Adnan Menderes’in mesai arkadaşıydı…
Mesela Kenan Evren de birilerinin mesai arkadaşıydı…
Başta Süleyman Demirel’in…
Sonra Bülent Ecevit’in…
Sonra Alparslan Türkeş’in…
Ve tabii ki Necmettin Erbakan’ın…
Hatta Erbakan’ın başka mesai arkadaşları da oldu; 28 Şubat’ta…
Hüseyin Kıvrıkoğlu bunlardan birisiydi…
Sincan’da tankları yürüten Çevik Bir de Erbakan’ın mesai arkadaşıydı…
Sonra 27 Nisan’da bir gece yarısı bildirisi yayınlayan da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mesai arkadaşıydı…
Başbakanın başörtülü eşini GATA’ya almayan da, bizzat başbakanın mesai arkadaşıydı…
“Aaaa bunlar benim mesai arkadaşım. O zaman darbe yapmayalım. Zulmetmeyelim. İşkencede bulunmayalım. Asmayalım..” denmedi…
Çünkü bütün bu kanunsuzluğu yapan veya girişenlerin “mesai arkadaşı” birlikte yol yürüdükleridir, birlikte olmak zorunda oldukları değil.
Başbakanın bunu idrak edememesi, cumhurbaşkanının bunu anlayamaması mümkün değil.
Zira ülkemizin uzun bir darbe tecrübesi var ve bunun çoğunluğu da inançlı insanlara karşı yapılmasıyla meşhurdur.
Ancak, yapılan her darbe; hedeflenen kesimi değil, toplumun tüm kesimini derinden etkiler.
Ülke uçuruma doğru gider, ekonomi allak bullak olur, insanların özgürlüğü tümden elinden alınır ve hukuksuzluk, yurdun dört bir yanını kısa sürede etkisi altına alır.
Burada sadece postal yalayıcılar kazanır; o da işi bitip, bir kenara atılana kadar.
Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Terör Örgütü Yöneticisi” olup olmadığını bilmemiz kesin olarak elbette mümkün değil. Ancak, mahkeme, delilleri yeterli görerek “müebbet” gibi ağır bir cezaya çarptırdı.
Sonunda aklanabilir mi bilemem…
Bildiğimse eğer o planlanan darbelerden sadece birisi gerçekleşseydi, biz şimdi bunlar yerine çok daha farklı şeyler konuşurduk.
Belki de onuncu yıl marşını ezbere ve en gür sesimizle okuma cezasına çarptırılır, aksinde prangalara vurulurduk.
Doğrusu İlker Başbuğ’u terör örgütü yöneticisi görmek, yüreğinizi acıtabilir.
Onun tahsili, kariyeri ve son kertedeki makamı, sizi insan olarak derinden etkileyebilir.
Ama bu, suçsuzluk karinesi sayılamaz.
Yoksa tersinden de bakabilirsiniz; eğer İlker Başbuğ suçluysa, cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakanlar da o kadar suçlu dersiniz…
Eğer bu düşünce saçmaysa, “mesai arkadaşımdır” diye aklamaya çalışmak da en az o kadar saçmadır.
Zira, hükümete karşı yapılan darbe girişimi, “mesai arkadaşı” hedef alınarak yapılır, asıl “mesai arkadaşları” olanlarla birlikte…
Siz, boş yere “Tanırım, mesai arkadaşımdır” deme yanlışlığına düşmeyin.
En azından bu sizin demokratlığınıza gölge düşürür.
Yandaşıyla, candaşıyla ve muhalefetiyle “Af” lafını da asla ağzınıza almayın…
Unutmayın ki, millete karşı girişilen veya girişilecek bir kalkışmanın muhatabı, milletin ta kendisidir.
Bu millet darbeciler asla unutmaz, milleti hor ve hakir görenleri unutmaz.
Bir de onları affedenleri asla unutmaz…
Demokratlık böyle bir şey, boru değil ya…

Tweetimden seçmeler
Cemaat-parti kavgası yok diyen Zaman gazetesinde, nedense her gün bir yazar bu konuyu gündemine alıyor. Partiyle cemaat karıştırılmamalı.
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler