14 Ağustos 2013 Çarşamba

Cemaat tasfiyesi yazarlara mı kaldı?

Yazının başlığına bakıp, “için için” gülmeyin. Kabul ediyorum, bu ülkede birçok şeyin tasfiyesi -ne yazık ki- “gazeteci” ve “yazar” diye geçinenlere kalmıştı veya zaten öyleydi, ihale hep onlardaydı…
Her dönem, kimi aldığı emirle bunu yapıyordu, kimi düşmanlıkla, kimi boşalacak yere konma adına. Hangi amaçla yapılırsa yapılsın ahlaki olmadığı gün gibi açık.
Aynı kesimin bir yerleri tasfiye etmeye çabalarının sonucunda, tasfiye edildiğini görmek de kaderin garip cilvesi olarak karşımızda duruyor. Özellikle Gezi olaylarında hükümeti tasfiye etmek, hatta darbeyle düşürmek için canını dişine takan bazı yazarların, teskerelerini almalarını ibretle izledik.
Elbette ne onlar işinden olmalıydı, ne seçimle işbaşına gelen hükümetler, darbeyle alaşağı edilmeliydi.
Belki burada “haddini bilmeli” diyebiliriz ama had bilmek, kimi medya kuruluşlarında çok eğreti duruyor.
10 yıldır AK Partiyi devirmeye çalışan güç odaklarının aklına nedense bir türlü sandık gelmedi.
Belki de alışmış kudurmuştan beterdir.
Belki de sandıkla asla başaramayacaklarını biliyorlardır.
Sonuç itibariyle seçimle işbaşına gelmiş bir hükümeti, seçim dışı yollarla alaşağı etmek için akla hayale gelmedik senaryoları hayata geçirdiler.
Sağa sola atılan bombalar, yanlış yerleri hedefleyen silahlar ve son olarak Gezi eylemleri…
Artık hiç kimse Gezi eylemlerinin “masum başlayıp, masum biten bir eylem” olmadığını çok iyi biliyor.
Eylem sürecinde “Hükümet gitti/gidiyor, pastadan pay alalım” hülyası görenlerin ciddi pay kavgası bile vardı.
Bunlardan birisi de medyaydı elbet…
***
İşte o medya şimdi farklı bir kavganın fitilini ateşlemeye niyetli. (Hoş buna koz verenler de yok değil…)
Belki de her kurgudan önce eşeğin aklına karpuz kabuğunu sokan eksik olmuyordur.
Bu defa da öyle olmaması için hiçbir sebep yok.
Fetullah Gülen’in başını çektiği “hizmet” diye lanse edilen cemaatle AK Partiyi güreştirmeye kesinlikle niyetli bir kesimin olduğu gün gibi açık. Cemaatle AK Parti’yi kavgaya tutuşturmak, “kim daha güçlü” diye sınamak, bilek güreşinden kazançlı çıkacağını ummak, birileri için çok kazançlı bir “deneme” olabilir.
Elbette bu, “cemaat eleştirilmez, AK Parti eleştirilmez” gibi bir taassupla söylemiyorum.
Zira eleştirmek, doğruyu bulmak adına mutlaka gereklidir. Kaldı ki, eleştirmek, karşı çıkma adına da olsa “yön gösterici”dir…
“Bakın, bizi böyle görüyorlarmış”, değerlendirmesini yapmaya fırsat verir. O taraftan nasıl göründüğünüze bakıp, kendinize çekidüzen vermenizi sağlar.
Kaldı ki, cemaat, 10 yıldır AK Partiye destek veriyor.
Hatta sadece destek vermekle kalmıyor, yayın organlarıyla da önünü açıyor.
Özellikle Ergenekon gibi kritik ve çok zor bir davada cemaatin aldığı risk, gözden ırak tutulamaz.
Ama esas olan bunlar değil…
Esas olan, cemaatle partiyi “aynı” gibi gösterip, “farklı kulvarda” hizmet edenler olarak görülmemesidir.
Cemaatin hizmet alanı bellidir, “siyaseti dizayn etmeye” kalkışmamalıdır.
Partinin hizmet alanı bellidir, “cemaatleri zapturapt altına” alma çabasında olmamalıdır.
Olması gereken ve olanları sıralarsam köşemin yetmeyeceği muhakkak…
Sadece Fetullah Gülen cemaati değil, diğer cemaatler için de bu geçerlidir.
Cemaatler, dini hassasiyetleri olan “hizmet” kuruluşlarıdır.
Buralarda öğrenci yetiştirilir, Kur’an-ı Kerim öğretilir, İslami kural ve kaidelerle ilgili geniş bilgiler aktarılır ve elbette sağlıklı dini bilgi edinilmesi için gayret sarf edilir.
Ülkede olanları doğru aktarma adına da kendi tabanına yönelik yayın organları ve kitaplar neşrederler.
Hepsi “doğru” ve “mutlak” değildir elbet.
Zaten cemaat, “aynı düşünen ve aynı idealleri olan insanlar”ın birleşmesiyle meydana gelen oluşumlardır.
Hem sana göre doğruyla, bana göre doğrunun “hayatın bütün alanında” olması kabullenilemez. Hele hele söz konusu inançsa bu, çok daha farklı, çok daha hassastır.
Cemaatler, bu tür çalışmalarını “iyi niyetle” yaparken, ülkenin de “emin ellerde” olması için herkes gibi “siyasi tercihi” taşırlar ama sandıkta…
Cemaat güçlüyse sayısal olarak da hatırı sayılır bir orana sahipse o zaman birilerinin iştahı kabarır.
Zira “kayacak oy”un, siyasi dengeleri altüst edeceğini iyi bilirler.
Ergenekon, Gezi gibi girişimlerle alt edemedikleri AK Parti hükümetini, “çatırdatarak” yenmeyi amaçlayabilirler.
Kullanılmaya her zaman hazır olanlar ile “zaten karşı” olanların birleşmesiyle çakmağı çakmaya hazır hale getirilir.
Bu iki oluşumu, kavgaya tutuşturmayı ve bundan cemaati tasfiye ederek, AK Parti’yi dışlamayı hedefleyen yazarlar, bunda başarılı olur mu bilemem…
Ne yazık ki, bugüne kadar yapılan tasfiyelerin çoğuna imza atmayı becerdiler…
Ama bu oyunlar şimdi pek revaçta değil.
Belki de oyun kuranların başarısızlığı, oyuna dâhil edilmek istenenlerin ferasetiyle önlenir, kim bilir…

Tweetimden seçmeler
Parti değiştiren vekiller, orada nasıl rahat eder düşündünüz mü? Mesela eski partisinden “falanca yere gidiyorum” deyip destek ister mi? :)
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler