1 Temmuz 2013 Pazartesi

Parmak milletvekillerine parmak halk mı?

Demokrasiyi sonuna kadar savunan da, işine geldiği gibi algılayan ve uygulayan da, söz konusu kendi iktidarı, yeri veya çıkarı söz konusu olduğunda demokrasiyi elinin tersiyle nasıl bir kenara ittiğini çok net biliyoruz.
Bilmediğimizse halkın da böyle olmaya başladığı…
Siyasi partiler, halkı demokratik bir ülkede yaşatma sözüyle işe başlarlar…
Herkese özgürlük vadederler mesela…
Hiçbir ayrımın söz konusu olmadığını söylerler…
Vatandaşların dili, dini, rengi, kültürel tercihlerine saygı göstereceğine dair taahhüt gibi bildirgeler hazırlarlar…
İnsanların kıyafeti veya örtüsünün kendi tercihi olduğu vurgulanır.
Hiç kimsenin makamından dolayı bir diğerine üstün olmayacağı belirtilir.
Buna parası, gücü, arkasındaki oy çokluğunun da bir engel teşkil etmeyeceği hep söylenir.
Ama hiç birisi olmaz…
Ne adalet bu kıstaslara göre dağıtılır, ne hak edilen her şey…
Sürekli insanların doğuştan kazandığı hak, birilerinin iki dudağının arasından çıkacak sözcüğe endeksli hale gelir.
Görevi alana kadar “birlikte yöneteceğiz” diyenler, “tek başına” yönetmekle kalmaz, yönetemediğini de anlayacak durumda olmaz.
Bu yerel yönetimlerde de böyledir, en ufak dernekte de, ülkenin kaderini tayin eden iktidarlarda da…
Herkesin iktidarı kendinedir çünkü…
Kimi aza hükmeder, kimi çoğa…
Halkı dinleyen, halkın tercihini soran, halkın talepleriyle birlikte köyünü, kentini, ülkesini yöneten bulunmaz…
“Yaptımsa ben yaptım”dır, sorgulamaya bile gerek yoktur…
Bütün bunlara “oy veren” veya “cevaz” veren halkın temsilcileri de aynıdır…
İster belediye meclisi olsun, ister il genel meclisleri olsun…
Ya da Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapanlar olsun…
Hepsi “lider ne derse” ona göre oyunun rengini veya eğilimini belirler…
Halkın vekilleri, en önemli kararlarda bile “liderin vekili” olduğunu göstererek, gelen düzenlemelere ya karşı çıkar, ya destek olur.
Konunun halkın lehine olup olmamasından çok, liderin ne düşündüğüyle direkt alakalıdır.
Ve vekiller, “parmak vekil” olarak elini ya kaldırır ya indirir…
Kendi iradesini değil, liderin iradesini kullanan ve asla “yanlış” yaptığını söylemeyen/söyleyemeyen halkın temsilcileri…
Bu belediyelerde de aynıdır, il genel meclislerinde de…
O zaman biz yanlış bir şeyler yapıyoruz diye düşünmeye başlıyorsun ki, “yok” yanlış değil, diye kendine geliyorsun…
Halk da böyle…
Neredeyse ezici bir çoğunluğu politize olmuş.
İdeolojik saplantılarla olaya bakıyor.
Ülkede meydana gelen her hangi bir olayı değerlendirmeden önce “oy verdiği” veya “desteklediği” partinin ne düşündüğüne bakarak değerlendirme yapıyor.
Taksim olayları, bunun en somut örneği.
Herkes yapılanları kendi siyasi görüşüne göre değerlendiriyor.
Hakkı, haksızlığı, orantıyı, orantısızlığı bile ölçüp biçmeden, olayın arka planını görmeden, oynanan oyunun farkına varmadan, destekçileri hesaplamadan, kimin çıkarına hizmet edildiğine dikkat edilmeden bir tarafgirlik başlıyor.
Bunu eski nesil de yapıyor, yeni nesil de…
Siyasi partisi önemli değil…
AK Partililer topyekûn karşı çıkıyor, CHP’liler külliyen destekliyor…
Oysa eylemlerin haklı tarafları olduğu gibi haksız veya gereksiz tarafları da var.
Yine yapılan eylemleri kışkırtanlar var, bundan nemalanmak isteyenler de…
Birilerinin sahneye koyduğu oyunda haberli-habersiz rol alanlar var.
Bu ideolojik saplantı, iyi niyetlileri, her zaman olduğu gibi kötü niyetlilere kurban edilmesine yarıyor.
O zaman resme bakarken, siyasi gözlükleri bir yana bırakmak gerekiyor.
AK Parti’nin “yüzde elliyim” böbürlenmesine de tepki gösterilmeli, “yüzde elliyi görmeyenlere” de demokrasi hatırlatılmalı.
İktidarların sandıkla gelip, sandıkla gideceğine inanarak, “Hükümet görevden uzaklaşsın” diyenlere de tepki göstermeli, “çapulcu” diyenlere de…
Ortada bir kesimin öyle veya böyle yenen bir hakkı varsa iadesi istenmeli, aynı hakkın “size de hak” olduğunu söylemekten çekinmemelidir.
Bu hak, sizin inancınıza, dünya görüşünüze, yaşam tarzınıza uyum uymadığına bakmadan, insan olarak ve kendi kişisel tercihi olduğuna inanarak saygı gösterilmeli.
Ne birisini örtüsünden dolayı küçümsemeli, ne diğerini örtüsüz olduğu için kınamalı.
Yani aslında, kendiniz için istediğinizi, başkası içinde isteyebilmelisiniz…
Ama ne yaparsak yapalım, “sırf desteklediğimiz parti istiyor” diye değil, yürekten isteyerek yapınca bir anlam kazanmaya başlar.
Yoksa da parmak vekillerden bir farkımız kalmaz…

Twitimden seçmeler
Başbakanın “çapulcu” benzetmesini hoş görmeyenlerdendim ama bakıyorum da bazıları bunu içine sindirerek, özümseyerek kabullenmiş!
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler