26 Haziran 2013 Çarşamba

Sanat, parayla mı, ideolojiyle mi?

“Bence bir sanatçının, bir mizahçının partilere eşit mesafede durması gerekir. Bir sanatçının partisi olmaz. Bir sanatçının düşüncesi, dünya görüşü olur. O perspektif açısından düşüncesine kimse engel olmadığı müddetçe, o görüşünü istediği yerde konuşur ve söyler.”
***
Bir sözü söylemekle o sözün gereğini yapmak farklı şeydir.
Tıpkı yazının başına aldığım söz ve onu söyleyenin yaşam tarzı, ideolojik saplantıları, kendi fikrinin iktidar olmadığı zamandaki kızgınlığıyla sarf ettiği hakaret ve sövgüleri gibi…
Mesela siz demokrasinin güzelliklerini bulunduğunuz her ortamda ballandıra ballandıra anlatabilirsiniz.
İnsanlara neler kazandırdığını, o olmadığında yönetimlerin nasıl diktatör olabileceğini, halkına nasıl zulmedebileceğini ve daha birçok şeyi söylersiniz…
Ama ne yazık ki siz demokrasiye inanmıyorsunuz…
İnansanız bile sizin yükselmenize engel teşkil edeceğinin farkındasınız.
Yani halkın iradesinin iktidarda olmasını istiyorsunuz ama halkın tercihine de güvenmiyorsunuz.
Zira halkın sizi değil, başkasını seçeceğinden eminsiniz.
“Evet, demokrasi ama o kadar da değil” diye düşünüyorsunuz.
“Hem demokrasi dediğin, benim irademin iktidarıdır. Hatta bizzat benim iktidarımdır” diye inanmışsınız…
Yazının başına aldığım söz, bana ait bir söz değil.
Taksim eylemlerine katılan sanatçıları eleştirmek için sarf edilen bir söz de değil.
Bu sözü söyleyen AK Partili veya herhangi bir sağ partili de değil.
Bu sözü söyleyen, sanatçı…
Hem de sol cenahtan…
Üstelik Kemalist ve ulusalcı…
Hatta sıkı durun bir de siyasetçi…
Sarhoş taklidi yapmakla kalmayıp, hayatı boyunca ayık gezmemiş intibaı edinilen birisi…
İnançlı kesime hakaretleriyle ünlenmiş.
AK Parti’ye ağır ithamlarda bulunmuş.
Darbeleri savunan bir isim.
Darbeciler için ağıt yakan, gözyaşı döken bir sanatçı…
İdeolojik saplantısı, uzun yıllar süren sanat yaşamını sonlandırmak üzere…
Ama yukarıdaki sözü söyleyebiliyor.
Ama ne zaman?
2006 yılında, AK Parti Siyaset Akademisinde konuşmacı olarak bulunduğu zaman.
“AK Parti’ye mi geçiyorsunuz?” sorularına karşılık, yukarıdaki cevabı vermiş.
Bununla da yetinmemiş, “AK Parti Türkiye Partisidir” de demiş.
Övgüleri bir biri ardına dizmiş, AK Partililerle sarmaş dolaş fotoğraflarla o anı ölümsüzleştirmiş.
Çünkü o zaman bir davet söz konusuymuş…
Çıkar mevzubahismiş…
Ya şimdi?
***
Sanat camiasını büyük bir çoğunluğunun sol cenahtan olduğunu biliyoruz.
Bunu sadece bizler değil, solcular da biliyor.
Bunun kendilerince tarifi de var; sağ cenah sanat yapamaz.
Gerekçeleri ise inançları, kaygıları, çekinceleri, ahlak kuralları...
Bu aslında sanata yapılan bir haksızlıktır.
Sanat, dinsiz olacak diye bir kuralla örülmemiştir.
Sanatın illa ahlaksız olacağını veya bu kaygıların sanata engel olacağını düşünmek de sanata haksızlıktır.
Kaygı ve çekince ise toplumun hassasiyetini gözetmeyle alakalıdır.
Bunun da sanata ve sanatın gelişmesine engel teşkil edeceğini düşünmüyorum.
Aksine sanatçı, yaptığı işle toplumu aydınlatan, farklılıklara hoşgörüyle bakmasını sağlayan, yeni bakış açısı yakalamasına yardımcı olandır.
Bu açıdan sağ cenahın sanat yapmasına engel bir şey söz konusu değildir. Sol cenahın sanat yaptığını sanması vardır, hepsi o.
Ama asıl ideolojilerdir sanata engel olan…
İkinci engel ise “çıkar hesapları”dır…
Sanat, bu ikisini kaldırmaz.
Çıkarınız söz konusuysa, bir beklentiniz varsa, hesap cüzdanınızı kabartacak meblağlar teklif ediliyorsa siz sanat yapamaz, birilerinin borazanı olursunuz.
Bunu dillendirmekse sol cenahın işine gelmiyor.
İdeolojik kaygı veya daha açığı saplantılarda da sanat yapamazsınız.
Yaptığınızı sanırsınız ama aslında sadece ve sadece provokatörlük yaparsınız.
Tıpkı Levent Kırca ve ona benzeyenler gibi…

Twitimden Seçmeler
Aslında değişen, benim düşüncelerim veya yaklaşımım değil, senin beklentilerindir!
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler