21 Mayıs 2013 Salı

Neyin karşılığında barışıyoruz?

Akil insan olsaydım bu kadar çok sorulara muhatap olur muydum bilmiyorum. Çünkü sürekli barış süreciyle ilgili sorulara muhatap oluyorum.
Ama ben akil insan değilim, daha o kadar ‘akil’lenemedim!.
Buna rağmen de dilimin döndüğünce her soruya cevap vermeye çabalıyorum.
Bunların en ilginci ise kamuoyunda da sıkça tartışıldığı gibi “neyin karşılığında barışıldığı”dır.
Çünkü ülkemizde barışın “illa bir şeyin karşılığında” olacağına inan hatırı sayılır bir kesim var.
Bana yöneltilen bu ve buna benzer sorular, akil insanlara da sıkça soruldu.
Hatta “akil” olmalarının bile bir karşılığı olduğu söylendi.
Barışın niye karşılığı olmasındı?
Kendi içinde çelişse de, “barışla” bazı oyunları aynı kefeye koysalar da, kafalarda dolanıp duran sorular vardı.
Tavizler veriliyordu, ülke bölünecekti belki, eyaletlere ayrılacaktı, federasyon gelecekti, ülkenin her bir parçası ayrılıp gidecekti.
İsrail’in oyunuydu bu…
Amerika’nın hesabıydı.
Türkiye ise bu oyunları “barışla” hayata geçiriyordu.
Büyük Ortadoğu Projesi de vardı, Irak, İran, Suriye’yle ilgili hesaplar da.
Hepsinin tek yolu, barışmaktı…
Onun için barışılıyordu.
Daha çok elbet…
Yazımın yayınlandığı sitelerde yapılan yorumlar, e-postama gelenler, sokakta rastladığım genç, yaşlı herkes en çok tavizleri soruyor.
Ben de düşünüyorum…
Sahi, neyin tavizi verilmiş olabilir diye…
Bu kadar insan “barış için taviz verileceğine”, “mutlak verilmesi gerektiğine” inandıklarına göre vardır bir bildikleri.
Sonra kendime geliyorum…
Bu ülkede 30 yıldır dökülen kanın bedelini neden sormadıkları aklıma geliyor.
Aynı kanın bir 30 yıl daha sürmesi için didinenlerin nasıl bir hesap içinde olduklarının neden sorgulanmadığını düşünüyorum.
Savaş için bir taviz gerekmiyor…
Savaşın bir nedeni olmuyor.
50 bin insanın ölmesi için kimsenin kimseyle bir hesabının olup olmadığının sorgulanmasına ihtiyaç duyulmuyor.
Ama barışın illa da bir taviz sonuncu gerçekleşeceğine yürekten inanabiliyorlar.
Oysa aslında sorulması gereken savaşın ne karşılığında yapıldığıdır.
Kim kanın akmasını istiyor?
Kimler bu sürecin kanla yazılması için uğraş veriyor?
Neyin karşılığında?
Mesela Reyhanlı’da meydana gelen olayda, 51 insanımızı kaybetmememiz için kim, kimlere neler vadetti?
İnsanların kanı üzerinden hesap kitap yapanlar kimler?
Ne bedeller ödeniyor?
Bu bedelleri ödeyenler kimler?
Kimin cebinden çıkıyor bunlar, kimin canı pahasına hayata geçiyor?
Mesela darbe yapanlar, neyin karşılığında yapıyor?
İşkence edenler, bunun karşılığını kimden alıyor?
Kan üzerine siyaset yapanların asıl getirisi nedir?
Bütün bunlar sorulmuyor elbet.
Ama barış söz konusu olduğunda sorusu olan çok, kaygısı olandan geçilmiyor, herkesin derdi, barış sürecini gersin isteniyor.
Oysa unutulmasın ki, asıl savaşmak isteyen için her zaman bir cephe vardır.
Sebebe, nedene, verilen tavize, alınan ödünlere falan da gerek yok.
Kan isteyen, bu ihtiyacını her şekilde karşılaması mümkün.
En azından Suriye’ye gider, öldürülen masum insanların sayısını arttırmak için canını dişine takabilir.
Ama barış isteyenler için öyle değil.
Barış için her zaman bir sebep vardır.
En azından insanlık vardır.
Sevgi vardır, kardeşlik vardır, bir arada yaşamanın hazzı vardır.
Bir can kurtarmanın, bütün insanlığı kurtarma anlayışı vardır.
Barış için verilen ödünlerden çok daha önce, savaşmak için verilen ödünlerin çetelesini tutan olsa, barış için “ne verilse azdır” diye listeyi “haklarla” genişleteceklerine kuşku duymuyorum.

Twitimden seçmeler
Hayret beni dinleyen(!) varmış. Çözüm sürecinde TV’lerin dizilerine yeni format talebim, ilk önce Sakarya Fırat’ı yayından etti. Sıra STV’de.
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler