7 Mayıs 2013 Salı

Kalitesizliğin kaynağı devlettir!

Dün Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yerel basına yönelik zehir zemberek sözler etti. Tabii bu “zehir zemberek” kısmı, “kalitesizlikle iç içe olanlara” yönelikti. Sorunun kaynağında oturan Bülent Arınç’ın, suçu yerel basına atmasına ise doğrusu bir anlam veremedim.
Sayın Arınç’ın sözlerinden birkaç alıntı yapmak istiyorum…
“Yerel gazetelerle ilgili sıkı bir denetim yapılması gerekiyor.” demiş ama kendisi “sıkı denetim yapması gereken kurumun başında” bulunuyor.
Yoksa bu denetimler “sen beni gör, ben seni” mantığıyla mı yapılıyor yoksa “sen bize dokunma, biz de sana dokunmayalım” mantığıyla mı?
Her ikisinde de “Demokles’in kılıcı”nın gösterilmesi ve her daim hazır olduğunun hatırlatılması manasına gelmiyor mu?
Arınç, “Hayali pek çok gazete aynı kişi tarafından 3-4 tane çıkarılmakta ve kalitesizlikte birbiriyle yarışmakta.” demiş, bunu en iyi bilense Basın İlan Kurumu veya kurumun olmadığı yerlerde valilik ve kaymakamlıklardır…
“Ciddi bir fotoğrafı olmayan, çok siyah puntolarla çıkan, kâğıt ve baskı kalitesi olmayan ama sadece belli bir süreyi doldurarak resmi ilan alma gayretinde bulunanlar var.”
Günaydın demek lazım ya, diyemiyorum…
“Radyolarımızın ve televizyonlarımızın 'ister yerel ister bölgesel olsun' maddi kaynağa ihtiyacı var.” demiş, buna kısmen katılırım.
Ulusal televizyonların böyle bir kaynağa ihtiyacı yok, bir reklamla birçok masrafı ekarte edebilecek güçteler. Üstelik çoğu “büyük patronların televizyonu” ve onların da “para kaygısı” yok, ancak “alacakları ihale kaygısı” olabilir…
Yerel televizyon ve radyoların maddi sıkıntı çektiği, çok cüzi ücretlerle alınan ve kalitesiz hazırlanan reklamlarla ayakta durmasının mümkün olmadığı biliniyor.
Arınç, “hayali pek çok gazete” derken aynı kişi tarafından 3-4 gazete çıkarıldığını biliyorsa “kâğıt üzerinde” alakası olmayan patronlara ait siyasilerin ve seçilmişlerin sahibi olduğu milyarlık televizyonlardan da haberdar olması gerekir.
Bu insanlar, bu parayı nereden bulup televizyon kurarlar, sorgulaması gereken konumda ya, “AK Partililere dokunur mu?” diye çekinmiş olmalı…
***
Radyo ve televizyon “bizatihi uğraş alanıma” girmediğinden gazetelerle ilgili eleştirilerine değinmek istiyorum.
Türkiye’de gazetelerin ilanla desteklenmesi adil bir uygulama değildir.
Radyo, televizyon ve internet medyasının “gazetecilik çabası” desteklenmeyi gerektirmediği ama gazetelerin “desteklenmesi mutlaka gerekenler” olduğu fikrini güçlendiriyor.
Gazeteler “bize bağlı olun, sözümüzden çıkmayın” mantığıyla süregelen bir destekle ayakta duruyor.
Oysa yerel basının, ilanla değil, farklı şekilde desteklenmesi gerekir ve bunda ayrımcılık yapmadan, radyosu, televizyonu, internet medyası da faydalanmalı.
Ama “bana bağlı ol, sözümden çıkma, beni yağla” mantığı, gelmiş geçmiş bütün iktidarların ve yerel yöneticilerin işine geliyor.
Sayın Arınç, hiç yerel medyada çalıştı mı bilmiyorum…
Ama çalışmadıysa hatırlatayım…
Yerel medya asla “kendini denetleyen” konumunda olan Basın İlan Kurumu veya illerde valilik, ilçelerde kaymakamlığı eleştirme hakkına sahip değildir. Yanlış da yapsa eleştiremez, farklı görüşte de olsa…
Basının özgürlüğünden dem vuranlar, gazeteleri mahkûm ederek özgürlüğün asla hayata geçmeyeceğini de biliyorlar.
Gazete patronları, “tek gelir kaynağı” olan resmi ilanların kesilmesini göze alacak bir maddi güce sahip olmamıştır.
Böyle olduğunda gazete çalışanları, özellikle genel yayın yönetmenleri ve yazarları, “patronun hakkının gasp edilmemesi”ne dönük bir özgürlük alanı çerçevesinde hareket eder.
Fasit daireyi çizen, Bülent Arınç’ın başsında bulunduğu kurumdur ama şikâyet eden de aynı kişidir.
Ve sarı basın kartı…
Sarı basın kartlarının dağıtım şekli hiç de adil değildir.
Diyelim ki, Sayın Arınç’ın “hayali” dediği o gazetelerde SSK’sı yatan ve gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlara sarı basın kartı verebiliyor.
Ama başka kurum ya da kuruluşta çalışan ya da emekli olan gazeteci ve yazarların sarı basın kartı alması asla mümkün olamıyor.
Neredeyse meslekte 30 yılı devirdiğim halde sarı basın kartı almam asla mümkün değil. Bunun hiç yolu yok.
Ama meslekle hiç ilgisi olmayan ama “gazeteci” olarak SSK’sı yatırılan kişilerin basın kartı alması ise çocuk oyuncağı…
Hem resmi ilanla, hem “sarı basın kartını alırım ha” gözdağıyla “kaliteli” ve “özgür” bir basın isteniyorsa abesle iştigal ediliyor demektir.
Eğer gerçekten kaliteli bir yerel basın istiyorsanız, önce çağdışı kanunlarınızı ve uygulamalarınızı gözden geçirin.
Özellikle de “beni eleştirme” konumunun antidemokratik olduğunu ve basın özgürlüğünün önündeki en büyük engel olarak durduğunu da kabullenin.

Twitimden seçmeler
Düşünmezseniz, hele bir de düşündüğünüzü hiç söylemezseniz, sizden daha iyisi yoktur. Konuşmaya başlayınca “hain” olma ihtimaliniz yüksek!
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler