18 Nisan 2013 Perşembe

Siz bunu hep yapıyordunuz!

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan, dün konuştu, her zamankinden farklı bir şey söylemedi ama…
Bize hiç de yabancı olamayan provokasyonlardan bahsetti, tanıdık mesajlar verdi, ortaya koydukları kurguyu nasıl sahneleyeceklerini bir kez daha anlatmış oldu.
Üzüntüyle takip ettim.
Yeni bir şeyler bulamamalarına üzüldüm.
Bu kadar “kısır bir düşünce” yapısında olduklarına şaştım, kaldım.
Atatürk’ün adını kullandıklarını biliyordum.
Onu bir siyasi malzeme, bir kalkan yaptıklarının da bilincindeyim.
Ama adında “düşünce” olan bir kuruluşun düşüncesizce hareketleri kabul edilebilir değil.
Elbette bu bizim yanımızda böyle, bunu da kabul ediyorum.
Çünkü Tansel Çölaşan’a göre öyle değil.
O barışla gelen her şeye karşı…
Belki de savaşın sürmesi halinde kendilerinin bir değeri olacağına inanıyor. Aksinde silinip gideceklerinin bilincinde.
Oluşturdukları her kaosta prim yaptıkları gibi yanlış bir algıya kapılmış.
Belki doğru, puslu yıllarda öncü sayılıyorlardı. Vatansever olarak onlar gösteriliyordu. Kirli olan ne iş yaparsan yap, “Atatürkçü” olduğunu söylediğinde hiç kimse size dokunamıyordu.
Terör örgütü bile kuran oluyordu ama kimse “terörist” demeye cesaret edemiyordu. Terör örgütlerini destekleyenleri vardı, finanse edenleri vardı, burslarla bile ayrımcılık yapanları vardı, düzenledikleri Cumhuriyet mitinglerinde diktatörlüğü hayata geçirmek istiyorlardı. Tek parti zihniyetiydi onların bütün cumhuriyeti. Dayatmacı, baskıcı, halkı zapturapt altına alan, ülkeyi açık cezaevi şekline getirerek kolay yönetmek ya da kolay yönetmekti.
Demokrasi onlara hep bir beden bol gelmişti. Demokraside onların fikirleri çağdışı bulunurdu. Gerici fikirler taşıyorlardı, bu nedenle de halk onlara prim vermiyordu.
Şimdi halkı hatırladılar…
***
Bursa’nın Karacabey İlçesi’nde düzenlenen konferansta konuşan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Tansel Çölaşan, hükümetin “Barış süreci” çalışmalarına sert tepki gösterdi.
Belki de “nerden çıktı yahu bu barış, ne güzel savaşıp gidiyorduk” diyordur.
Nasılsa ölen onun çocuğu değil.
Onun yüreği hiç acı gördü mü, bilemiyorum.
Dağlarda nöbet bekleyen de, pusu kuran “yakını” var mıdır, onu da bilmem mümkün değil.
Bir şeyleri özlüyor olabilir, el ele, kol kola, gönül gönüle olduğu örgütler vardı belki de…
“Ne günlerdi o günler” diyerek özlemle anar bir gün…
Çölaşan’a göre barış süreci şöyleymiş; “Projenin Türkiye ayağında savaşla başarılı olamayacaklarını bildikleri için PKK ve AK Parti’yi kullanıyorlar.”
Sorun buymuş…
Savaşla başarılı olamayanlar, barışla başarılı olacakmış…
Bu kendi içinde tartışılabilir ama sadece bu bile Tansel Çölaşan gibilerin nasıl sakat bir düşünce yapısında olduklarının gösteriyor.
Savaşla başarsınlar isteniyor sanki…
İlla savaş olsun diye feryat ediyor gibi…
Kan aksın ama barış olmasın, Küresel Emperyalizm bundan çıkar sağlamasın diyor.
Peki savaş olunca kim çıkar sağlıyor?
Silah tüccarları mı, uyuşturucu mafyası mı, kan üzerinden siyaset yapanlar mı?
Bütün bunlar ve dış odaklı daha birçok yapılanma bundan kâr ediyor, ellerini ovuşturuyor, zevkten dört köşe oluyorlar.
Sadece halk bundan rahatsız oluyor.
Kan akıyor, analar ağlıyor.
Kan akıyor, çocuklar yetim kalıyor.
Kan akıyor, baba yüreği dağlandıkça dağlanıyor.
Bir de nedense hep kaybettiklerimiz insanlar yoksul kesimden çıkıyor.
Bölge insanı ölüyor, dağdaki de, ovadaki de…
Tansel hanım ve onun gibi “yüksek” yerlerde görev yapmış olanların tattığı bir acı görülmüyor.
Öyle bir acı yaşamayanların, acıyı dindirme derdi olmadığını, bugün Tansel hanımın konuşmasından değil, çok önceden beri biliyoruz.
Çölaşan, sadece bunda değil, “halk” tabirinde de yanılıyor, halkın kim olduğunu bilmiyor, ne istediğininse zaten farkında değil.
Ona göre halk barış sürecini desteklemiyor, o nedenle akil insanlara tepkiler var.
Akil İnsanlara tepki gösterenlerin, kendisi gibi düşünen “marjinal” kesim olduğunu ise gizlemeye çalışıyor.
Ve halkı isyana teşvik ediyor; “Eğer halkın tepkisini 1921’de olduğu gibi örgütleyebilirsek bu sürece ‘Dur’ diyebiliriz.”
“Dur” dediğinizde ne olacak?
Kan akmaya devam edecek, ülke ekonomisi silaha ve dağlara akıtılacak…
(Nasıl da seviniyordur, bunları düşününce…)
Hem hangi halkı isyana teşvik ediyor?
Terörden yaka silkeleyen, acı çeken, hasretlik yaşayan ve yüreği yananları mı?
Bugüne dek halkı tanımadılar, bu kez de tanımıyorlar ve böyle giderse de hiçbir zaman tanımayacaklar.
Tansel hanım, halk siz değilsiniz ve hiç olmadınız.
Tıpkı acıyı çeken olmadığınız gibi…

Twitimden seçmeler
Genellikle insanlar iftira attıklarında “kendilerinin yapabileceğini” söylerler. “Ben olsaydım şunu yapardım” bilinçaltıyla iftira ederler.
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler