23 Nisan 2013 Salı

Anayasa yapmaktan aciz siyaset

Başkaları gibi anayasayı çok önemseyenlerden hiç olmadım. Bana göre anayasa, temel birkaç madde dışında gereksiz ayrıntıların maddeleştirilmiş halidir.
Yasalarla, yönetmenliklerle veya her kurumun kendi iç işleriyle halledeceği birçok konu, ne yazık ki ülkemizde anayasaya girebiliyor.
Bugüne kadar anayasalar hep olağanüstü dönemlerde hazırlandığından, sivilleri hizaya getirecek, nereye kadar özgür olabileceklerini, neyden kaçınacaklarını, neyi yapabileceklerini iyice anlatan, hatta kafasına yerleştirmek için de okkalı laflar eden maddeler bütünü oldu.
Özgürlüğü ruhunda yaşamayanlar, her zaman kendilerine birilerinin sınır çizmesini beklerler.
Ne kadar demokrat olduklarını söylerlerse söylesinler, ne kadar halkın özgürlüğünü önemsediklerini, onların refah ve huzurunu düşündüklerini söylerlerse söylesinler, darbe anayasasıyla idare edilmenin ayıbını duymuyorlarsa, hepsi boştur.
Ülkemizde anayasalar, her zaman antidemokratik zamanlarda yazıldı.
Tek adam rolünde olan, diktatör bir yönetim anlayışını benimseyen, ülkenin açık cezaevi olduğu, işkencelerin binin bir para bile etmediği zamanlarda dayatılan anayasalar, halkın değil, darbecilerin kurtuluş reçetesinden başka bir işlev görmedi.
Öyle ki bütün sorumsuzluklarına, aleni olarak suç işlemelerine kılıfı, kendi elleriyle yazıyor, “dokunulmaz” maddeler üretebiliyorlardı.
Anayasayı ayakları altına alarak darbe yapıyor, sonra da kendilerinin suçlanmasını önlemek için kalıcı hale gelen, geçici maddeler ekliyorlardı.
Postal gördüğünde tırsan “sivil” siyasetçilerse demokratik ortama geçtiği halde darbecileri yargı önüne çıkaramıyordu.
Zira çıkarmaya kalktığında, hatta belki bunu düşündüğünde bile yeni bir darbeyle karşılaşabilir, sonu idam sehpasına yollanan veya suikastta kurban giden siyasetçiler gibi olabilirdi.
Ama olmalıydı da…
Bu ülke demokratikleşecekse kefenini giyip ortaya çıkanlar sayesinde demokratikleşecektir.
Halk için siyaset yapanların, kendi gelecek kaygılarının olmaması gerekir.
Zira halkın önüne geldiğinde, darbecilere gereken cevabın verildiği 12 Eylül referandumunda görüldü.
O zaman yasayı değiştireceksiniz.
Halka güvenerek bunu yapacaksınız.
Aksinde ise ha siz olmuşsunuz, ha darbeciler bir önemi kalmıyor.
Aynı yasalar yürürlükteyse, aynı kurumların baskısı sürüyorsa, halen insanlar rengine, kıyafetine, diline, dini veya mezhebine göre “ istediklerinde” ayrıştırılıyorsa sorun var demektir.
Barış görüşmelerinde bile “barışmak için yasal düzenleme” isteyenlerin olduğu bir ülkede “emir almadan adım atmayanların” çokluğu insanı ürkütüyor.
Barışmak için emir beklemek, o ne der, bu nasıl bakar diye kâbus görmek, savaşmanın daha kolay olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Savaşırsın, her gün onlarca şehit gelir, analar ağlar, insanlar acı çeker, ülkenin ekonomisi terörle mücadeleye harcanır ve hep bir yol ayrımına doğru gideriz.
İnsanlar kendi memleketinde korkusuzca yaşayamaz.
Dükkânını açamaz, evine içi rahat bir şekilde gidemez.
Sabah evden çıkan çocuğunun veya eşinin akşam eve dönüp dönmeyeceğini bilemez.
Yatırım yapılmaz, işsizlik had safhaya çıkar, insanlar yoksulluktan kurtulmak için farklı işlerle uğraşırlar.
Bütün bunlar kimsenin derdi değildir.
Yasada yazıp yazmaması da sorun değildir.
Ama barış varsa, sorun var demektir.
Böyle bir ülkede siyaset yapanların, darbecilerin anayasasını hazmederek o koltukları işgal etmelerinden daha doğalı olamaz.
Bazıları postal yalamayı çok seviyor.
Darbecilerin emir eri gibi dört dönüyor.
Bir terör örgütünü lanetlerken, diğer terör örgütüne avukatlık yapabiliyor.
Halkına darbe yapmaya kalkışanları el üstüne tutuyor, onlara vatansever muamelesi gösterebiliyorlar.
Ve bütün bunları elinin tersiyle itenleri de, hain diye suçlayacaksın.
Belki de kendi adlarına konuşmadıklarından böyledir.
Halk adına hiç değil.
Postal yalamaya alışkın olanların, halk için siyaset yapmaları beklenemez.
Terör örgütü kuran darbecilere selam durmak için sıraya girenlerden, halkın menfaatine tek bir adım atmalarını da bekleyemezsiniz.
Böyleleri asla ve asla siyasetçi olamaz, ancak kapı kulu olabilir.
Ve kapı kulu olanlar, darbecilerin elinden çıkma ve halkı hizaya sokan anayasayı da içine sindirebilirler.
Ama bu halk, bu anayasayı kendisine layık görenleri, içine sindiremiyor/sindirmeyecek de…
Vekillik yapanlar, bunu bilmeli.
Bilmeliler ki, anayasayı sivilleştirmekten aciz olanlar, halk için tek bir şey yapacak gücü elinde bulunduramayanlardır.

Twitimden seçmeler
Herkesin “ödül almayı hak ettiği(!)” bir kentte ödül alamayan herkesin eleştirmesi doğaldır. Sorun, ödül alınca başarılı olduğunu sanmalarıdır!
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler