10 Şubat 2013 Pazar

İçimizdeki Ergenekon!


Sivri çıkışlarıyla sürekli gündemde olan AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, bu defa memleketinde Ergenekon’un “sızmaya çalıştığı” yeni adresi deşifre etmesiyle dikkat çekti.
Ama ben Tayyar’a “günaydın” demek için birkaç kelam edeceğim.
Tayyar’a göre, Ergenekon, AK Partinin içine sızarak, yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
Yıllardır mücadele edilen derin ve merkezi yapının dizlerinin üzerine çökmüş gibi göründüğünü ama tümden yok edilmediğini belirten Tayyar, “Eğer biz 12 Eylül Referandumuyla birlikte bu derin devletin tasfiye edildiğini düşünüp rehavete kapılırsak, yarın güç kaybettiğimiz anda bunlar bizim sırtımızda tepinirler. AK Parti'ye hayat hakkı tanımazlar.”
Sorun AK Partiye hayat hakkı tanıyıp tanımaması değil.
Sorun bu ülkenin insanlarının yaşam hakkının elinden alınmaması, özgür tercihlerine ipotek konulmaması, özgür yaşama hakkının esaretle yer değiştirmemesidir.
Ergenekon’a toplumun farklı kesimlerinin bakışı da farklıdır.
Kimi, Ergenekon’un “katıksız bir terör örgütü” olduğuna inanırken, kimi de “ülkenin gerçek sahiplerinin direndiği bir çatı” olarak görüyor.
Aslında ikisi de doğru.
Ergenekon, özgür yaşama arzusuyla dolu, insanca yaşamı seçen her fert için bir terör örgütüdür.
Yine Ergenekon, cumhuriyetin kuruluşuyla beraber “ele geçirdikleri kazanımı” ellerinden kaçırmamaya direnenlerin de birlikte olduğu bir yapının tam adıdır.
Bu açıdan bakıldığında, Ergenekon’a, aslında statükonun devamını isteyenlerin direnci olarak da bakabiliriz.
Peki AK Parti de bu var mı?
Elbette var.
Mevcut yapıdan memnun olanlar, gücünü başka türlü elde bulunduramayanlar, gözlerinin önünde akıp gidecek saltanatlarını korumaya çabalayanların direncidir belki de.
AK Partide Ergenekoncu veya aynı zihniyete mensup insanların olmasından doğalı olabilir mi?
Tıpkı diğer partilerde, yapılanmalarda, kurum veya kuruluşlarda olduğu gibi.
Burada ismin çok önemi yok aslında.
Önemli olan, daha iyiye gidişe engel olan ayak bağının nasıl örgütlü hale geldiğidir.
Türkiye’de sadece Ergenekon değil, PKK’nın silah bırakmamasının,
Terörün bir türlü sonlandırılamamasının,
Anaların gözyaşının dinmemesinin,
Veya insanların özgürce yaşamasının önündeki engeldir bu yapı, bu anlayış, bu türden örgütlenmeler.
Her kesimde olması, tüm kesimlerin özgürce karar almasını da engelliyor.
Her seferinde atılan barış adımlarının akamete uğraması, o örgüt veya yapılanmaların içerisinde direnç gösterenlerin etkisi nedeniyledir.
Siz buna farklı isimler verebilirsiniz.
Kendinizi farklı tarif de edebilirsiniz.
İşgal ettiğiniz makamlar nedeniyle “konumunuzu” öne sürerek, “terörist” sayılamayacağınızı da söyleyebilirsiniz.
Ve belki gerçekten de terörist değilsiniz.
Ama Silivri’de gün doldurmakla meşgulsünüz.
Sorun burada amacınız olan statükonun devamı için neler yaptığınızda gizlidir.
Kanunları ne kadar çiğnediniz, neleri gizlediniz, neleri karıştırdınız, neleri var gibi gösterdiniz?
Halkı galeyana getirmek, bir kesimi diğer kesime düşman etmek için ne kadar uğraş verdiniz?
Kendinizce haklısınız elbet, o saltanat korunacaksa, siz onu yapıyorsunuz.
Ve sonuçta bu ülkede “halinden memnun köleler”in olması sizin işinize geliyor.
Çünkü siz, ancak gücünüzü bununla muhafaza edebiliyorsunuz.
Siz, sahip olduğunuzu korumaya çalışırken, terörist damgası yiyebiliyorsunuz.
Çünkü bunun başkaca bir tarifi yok.
Ama sizin yaptığınızı, bu ülkede farklı şekilde yapanlar çok.
Özellikle “her türlü yapılanmanın” içinde…
AK Partide de bu var, CHP’de de, MHP’de de…
Hatta PKK veya BDP’de de…
Bu nedenle isimlere takılmaktan çok, ayak bağı olduklarına bakmak gerekiyor.
Ergenekon’u anarken, “mevcut yapıyı” koruma adına harcanan değerlere bakmanızı öneririm.
İşte o zaman, kendi varlıkları için, hiçe saydıklarını çok daha net anlayabilirsiniz.
Ve o zaman AK Parti’deki bu “eskiden gelen” yapılanmanın da nelere engel olduğunu, özellikle yeni anayasa direncini çözebilirsiniz.
Belki o zaman, her oluşumda yeni bir “İçimizdeki Ergenekon” vizyona girer, gişe rekorları bile kırar…

Twitimden seçmeler
Eskiden savaş için dağa çıkarlardı. Şimdi barış için çıkmaya başladılar. Ayşen Gruda’dan sona Müjdat Gezen de “gerekirse” demiş. Gerekmez!
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler