3 Ocak 2013 Perşembe

Karadayı’nın çorap söküğü


Bir süredir rutin şekilde süren 28 Şubat soruşturması, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın dün gözaltına alınmasıyla yeniden dikkatleri üzerine çekti.

Ancak bu gözaltı diğerlerinden farklıydı.

28 Şubat’ın kudretli generali Çevik Bir, bütün kudreti söndükten sonra suçlamaların adresi kendisini gösterince, o da başka adresi vermişti. İşte bu adres İsmail Hakkı Karadayı’ydı.

Kim bilir, belki de darbelerin çorap söküğü gibi çözülmesi, dili çözülenler sayesinde olacak.

Aslında bütün bunlara gerek yok.

İlla da birilerinin dilinin çözülmesi gerekmiyor.

İlla da birilerinin vicdanı sızlayarak her şeyi ortaya dökmesine de gerek yok.

“Benim haberim yoktur” gibi Batı Çalışma Grubunun yaptıklarını örtmeye çalışanların boşa çaba harcayacakları nasılsa bir gerçek.

Benim haberimin olduğu BÇG’den, en tepe noktadaki isimlerin yani aslında görevlendirenlerin haberinin olmaması, “herkesi ahmak” sanmasından başka bir şey değildir.

Sadece BÇG değil elbet.

28 Şubat sürecinde yapılan antidemokratik uygulamalar kamuoyu önünde ve “gizlemeye gerek” duymadan yapılmış şeyler.

Sonrasındaki zulümler ise vatandaşın bire bir yaşadıklarıdır.

Sürgünler, işten el çektirmeler, haksız tutuklamalar, haksız gözaltılar ve insanları mağdur etmeler…

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 28 Şubat soruşturması kapsamında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın gözaltına alınması elbette çok önemli.

Ve dahası da olmalı.

Sivil kanat da, medya ayağı da sorgulanmalı, hesap vermeli.

O dönemlerin bir daha yaşanmaması için, yetkisini kötüye kullanan, yasaları hiçe sayan, aslında ülkesine ve milletine ihanet içinde olanlar hem deşifre edilmeli, hem de yargıya hesap vermeliler.

Bu ülkenin kurumlarının kimsenin babasının çiftliği olmadığını birilerinin artık anlaması gerekiyor.

Yetkiyi aldıklarında “Ali kıran baş kesen” olmalarının izah edilir hiçbir yanı yok.

Devleti oluşturan mekanizmalar, vatandaşa zulmedilecek yerler değil, hizmet edilecek makamlardır.

Bazı “kudretli” generaller, kendilerinde bir cevher olduğunu sanmakla kalmıyor, devletin bütün imkânlarını, milletin vergisiyle alınanları devlete ve millete karşı kullanmaktan yüzleri de kızarmıyordu.

Aslında ihanet içinde oldukları sürede, suç işlemediklerine o kadar inanıyorlardı ki, “ülkenin esas sahibi” olduklarına olan inançları, kendilerini hastalıklı bir yapıya sokuyordu.

Belki de suyolunu böyle bulmuştu.

Belki de insanları kandırmanın, güçlerini devam ettirmeyin yolunu böyle bulmuşlardı.

Aslında bir düzen tutturmuş gidiyorlardı.

İhanet içindeyken, vatansever görünmek, her babayiğidin harcı değildir çünkü.

Bugüne kadar bunu başaran çıktı ama şimdi geriye doğru yapılan bütün çirkinlikler ortaya dökülmeye başladı.

Gizleyemiyorlar da…

Sadece o dönem yapılanlar değil, sorunun kaynağı “o dönemi oluşturma” adına yapılanlarda…

“Darbe şartları olgunlaşsın” diye bekleyen Kenan Evren’in öğütleriyle büyüyen sonraki nesil, benzerini yapmaktan geri durmadı.

28 Şubat’ta hortlayan her irtica, hiç yere öldürülen her aydın veya siyasi, olgunlaştırma cinayetinin bir ürünü olabileceği sonraları anlaşılmaya başlandı.

Oysa o cinayetler için kimler suçlanmamış, hangi görüşteki insanlar zan altında bırakılmamıştı ki…

Adeta o ölümler, özellikle Müslüman kesimi linç girişimine dönmüştü.

Bazen bir araçta bomba oldular, bazen bir oteli yaktılar, içindekilerle birlikte. Sonra kendi yaptıklarının öcünü Başbağlar’da aldılar. Gün oldu Fadime Şahin’leri piyasaya sürdüler, gün oldu birer birer aydın insanları yere düşürdüler.

Hepsinde de “İslami” kesimi zan altında bırakacak ipuçlarını da serpiştirdiler. Zira öldürülen “solcu” olunca, öldürenin “sağcı” sanılması kaçınılmazdı.

Bugün “BÇG’den haberim yok” diyenler, bütün kurumlara “teftişe” gönderilen BÇG’leri kimin yolladığını bilmediğimizi sanıyorlar.

İnsanların kanına girenler, bütün kurumları babasının çiftliği gibi kullananlar, “her şey gizli kalır” diye inanıyorlardı.

Kalmadı, kalmayacak da.

Yeter ki antidemokratik dönemlere ve oluşumlara karşı yekvücut olunsun.

Darbe ve darbecilere müsamaha göstermemek gerektiği 28 Şubat’la çok daha net anlaşılmaya başlandı.

Keşke bunu bir de CHP anlasa, keşke…

Twitimden seçmeler
Ötelemek zorunda kaldığımız hayallerdir bizi hayata bağlayan. Bugün değilse.. Elbet bir gün.
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler