28 Ocak 2013 Pazartesi

Devlet mi zalim bizler mi?


Devletin zulmünü, insanlara karşı acımasızlığını, hak ve hukuk tanımazlığını, olağanüstü dönemlerdeki kuralsızlığını anlata anlata bitiremeyiz.
Sadece bizde değil, dünyanın dört bir yanında hükmedenler, hükmü altındakileri ezmeyi marifet bildi ve biz de bütün bu zorbalığa karşı durmak için kalem oynatıp duruyoruz.
Ama kendi çocuğumuza, yakınımıza, komşumuza, birlikte yaşadıklarımıza daha kötüsünü yapmaktan da geri kalmıyoruz.
Son bir haftada Şanlıurfa’da iki acı olay ortaya çıktı.
Birisi 35 bin liralık kumar borcuna karşılık 14 yaşındaki kızını satan baba(!) haberi vardı.
Olayı anlatmak bile insanın vücudunun sarsılmasına yetiyor. Tüylerin diken diken olmasını önleyemiyorsun.
Hangisini anlatsak, baba olduğunu sanan kişinin acımasızlığını mı, vicdansızlığı mı, insanlıktan bir gram nasiplenmemesi mi, hangisini?
Kumarın nasıl bir illet olduğunu, kendi kanından, kendi canından, yüreğinin bir parçasını feda edecek hale gelmesini mi?
Hem de bir değil, üç kişiye birden satmayı, hiçbir kelimeyle, hiçbir cümleyle anlatmak mümkün değil.
İkinci olay ise dün gerçekleşti.
Siverek’te polise başvuran 14 yaşındaki bir kız, babasının isteğiyle 3 aydır birlikte yaşadığı 15 yaşındaki akrabasının kendisiyle zorla cinsel ilişkiye girdiğini söyleyerek şikâyetçi oldu.
Anne ve babası ayrı yaşayan kızı, babası “bir yakını” diyerek zorla ikamete mecbur bırakmış.
Sığındığı veya satıldığı evde ise kendisine zorla tecavüz edilmiş.
Aile bireylerine durumu anlatmasına rağmen değişen bir şey olmamış.
Ve kız bir yolunu bularak kaçıp, polise sığınmış.
***
Doğrusu “devlet” diye bir yapı söz konusu değil.
Devleti oluşturan insanlar var.
Millete hizmet adına oluşturulan bu yapı, insanların “karmaşadan” uzak yaşamasını ve daha iyi bir hayat sürmesine yönelik tedbirler alır, imkânlar sağlar.
O yapıyı oluşturan ve aramızdan çıkan insanlarsa ya bize benzer ya başkasına…
Başkasına benzediği zamanlar, bizi horladığını, aşağıladığını, zulmettiğini, hakaret ettiğini, hatta CHP’li Birgül Ayman Güler gibi “eşit olmadığımızı” bile söyleyebilir.
Çünkü kendisini “devlet” veya daha doğru tabirle “hükmeden” konumunda görenler, diğerlerini “emri altındaki uşak” olarak görmeleri garipsenemez.
Yaşadığımız bütün çetrefilli olayların özünde hükmetme arzusu, hırsı var.
Adaletle hükmetmeyi bilmeyenler, zalimlikle hükmedileceğini sanıyorlar.
Peki bu devlet…
Tarihten bugüne çok kötü örneklerini gördüğümüz için artık kanıksayabiliyor, sadece daha iyi olması için uğraş veriyoruz.
Ya biz?
Komşumuza karşı ne kadar adaletliyiz?
Evimizde kendi çocuğumuza ve eşimize karşı adaletle hükmedebiliyor muyuz, yoksa borusu öten mi kazanıyor?
İşyerinde kendi çalışanımıza karşı bütün ceberutluğumuzu gösteriyor muyuz, yoksa onların da tıpkı sizin gibi bir çalışan olduğunu bilerek görev dağılımı dışında bir talebiniz olmuyor mu?
Ya da yönettiğiniz ili soyup soğana mı çeviriyorsunuz, yoksa aldığınız görevin hakkını verirken hak yememeye mi çabalıyorsunuz?
Sadece birkaçına bile “olumlu” cevap verseniz yeterli.
Ama veremiyoruz.
Kendi öz çocuğunu birkaç saatlik kumarda kaybeden şeref yoksunu insanlarla birlikte yaşıyoruz.
Anlaşamayan çiftler ayrılır, şartları çok zorlayarak iki yabancı gibi yaşamanın anlamı yok.
Ama ayrılırken, çocukları heba etmek nasıl mümkün olabiliyor, nasıl satılıyor, nasıl pazarlanıyor, nasıl bile bile iğrenç ellere teslim ediliyor?
Ve işte o zaman anlıyoruz ki, en ufak fikir teatisi bile yapamayan bizler, hemen kavgaya sarılıp, şiddetle üste çıkmayı beceriyorsak, sorun devlet denen yapıda değil, onu oluşturan bizlerdedir.
Bugüne kadarki bütün zulmü yapanlar da “özel üretilmiş yaratıklar” değildi, içimizden çıkan insanlardı ve halen onlar zulmetmeyi sürdürüyor.
Kısaca, bizi yönetenlerin bize benzemesini istiyorsak, önce biz özümüze benzeyeceğiz!

Twitimden seçmeler
Özgürlüğü kimsenin iki dudağının arasında bırakmamalı. Düşündüğün, hayal ettiğin ve adımladığın oranda özgür olabiliriz.
www.naifkarabatak.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler