17 Aralık 2012 Pazartesi

Bu tahammülsüzlük niye?


İstanbul’un yoğun trafik keşmekeşinde İETT şoförlüğü yapmak kadar başka zor bir meslek var mıdır doğrusu bilemiyorum.

Günün neredeyse her saati, güzergâhında bulunan toplumun her kesiminden insanları taşımak, bazen tartışmak, bazen şakalaşmak, bazen de gerilen sinirlerle çıkan kavganın tam ortasına düşmek…

Şoförlerin soluklanacağı dakikalar ise ilk ve son duraktaki “bekleme” süresidir.

Bu sürenin ne kadar olduğunu bilemiyorum ama tahminime göre yarım saatten çok azdır.

Bu sürede şoför tuvalet ihtiyacını karşılar, içecek veya yiyecek bir şeyler atıştırır, ibadet eden birisiyse ibadetini de bu araya sıkıştırır.

“Bekleme” süresinde hiç kimsenin hakkını gasp etmediğinden de “ne yaparsa yapsın” vatandaş “niye yapıyorsun” dememiştir/demesini gerektirecek bir durum da söz konusu değil.

***

Ama söz konusu namaz olunca bazılarının rahatsızlığı nüksetmeye başladı.

Sanki ilk kez oluyormuş gibi.

Ve sanki bekleme süresinde Cumhuriyet Gazetesini okuma dışında bir şey yapması zinhar yasakmış gibi.

Gazete, gazetecilik dışında çok farklı işler yaptığını binasının önünde “patlatılan” ve Danıştay’a yapılan saldırı süresinde öğrendik.

Gazetecilik dışında bir diğer yaptığıysa insanların “dinlenme” zamanında ne yapıp, ne yapamayacağına karar vermesi olduğunu öğrendik.

28 Şubat’ta bol malzemesi vardı, kesildi.

Bir yerlerden servis edilen haberleri iyi kullanıyorlardı.

Fadime Şahin, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı gibi insanları da kullananlar vardı.

Gazeteye malzeme olacak insanları Kocatepe Caminin önüne konuşlandıracak “güç ve kuvvet” de bulunuyordu.

İrtica geliyordu hep onların nazarında.

Getiren de kendileriydi, götüren de…

Ortada gelen giden bir şey yoktu aslında.

“Korku sal!” diye aldıkları emri uygulayan ve adına basın denen “kuklalar” vardı.

“Hizaya gel!” deyince geliyor, bir türlü “rahat” durmuyorlardı.

Postal yalayıcılar olarak da tabir edebileceğimiz medyanın yüzkaraları, millete karşı girişilen tüm antidemokratik eylemlerin tam göbeğinde yer alıyorlardı.

***

28 Şubat’ın tüm pislikleri ortaya dökülürken, Cumhuriyet, eski alışkanlıklarını sergilemeye başladı.

Alışmış, kudurmuştan beter olurmuş diye atalarımız ne güzel söz söylemiş…

Belki de Ergenekon’un son artıklarından “emir alma” konumuna “yükselmiş”, görevini yapmaya başlamıştır.

İstanbul’daki bir özel halk otobüsü şoförü, “bekleme” zamanını, vakti geçen namazını kılarak değerlendirmiş.

Bu da Cumhuriyet’in muhabirine denk gelmiş.

Belki şoförü bile kendileri namaza durdurmuştur.

Belki şoför, gerçekten vakti geçen namazını eda etmek için acele etmektedir.

Kimsenin hakkını yediği yoktur.

Kimseyi bekletmiyor, vatandaşın tepkisini alacak bir durumu da söz konusu değildir.

Otobüsün belirlenen kalkış süresine kadar, abdestini alıp, namazını eda etmekten daha farklı bir şey yapmıyordur.

Ama Cumhuriyet rahatsız olmuş…

Ve işi ajite etmeyi de unutmamış; “İstanbul'da, Taksim-Kocamustafapaşa arasında35C hattında çalışan özel halk otobüsü şoförü, araca yolcu alırken seccadesini yere sererek namaz kıldı.”

Burası iyi elbet...

Ve eklemiş, “Şoför yolcuların şaşkın bakışları arasında namazını tamamlarken yurttaşlar ise ‘Böyle şov yapılır gibi ibadet yapılmaz. Bir yerlere yaranmak için şov yapmaktan vazgeçsinler. İETT’nin bu şoförü uyarmasını istiyoruz..”

Emriniz olur…

İETT ne diyecek şoföre?

“Namaz kılmak yasak hemşerim, zira Cumhuriyet rahatsız oluyor bir de onun yurttaşları(!) var, onlar da gıcık oluyor”

Belki de asıl mesela namaz değildir.

O zaman; “Bekleme zamanında sadece Cumhuriyet Gazetesi okuyacaksın!”

Veya “Okumuyorsan da abone olacaksın!”

Zira “kamu kurumlarını zorla abone ettikleri” günlerden bu yana köprünün altından çok sular geçti.

Gazete, gazetelikten çıkalı da çok oldu.

Onun bunun talimatlarıyla ülkeyi kaosa sürükleyecek haberler yapmayı marifet bildiler.

O şoför, en temel hakkını kullanıyor.

Ve bunu da otobüs servisteyken değil, bekleme anında yapıyor.

Burada Cumhuriyet’e düşen hiçbir şey yok.

Belki “adam gibi gazetecilik” yapmayı salık verebilirim, hepsi o kadar…

Ama en zoru da bu işte…

Twitimden seçmeler
Meclis, Merhum Adnan Menderes'e iade-i itibara hazırlanıyormuş. Geç kalındı, hem onlara itibarları verilmeli, hem diğerlerine itibarsızlıkları...
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler