28 Kasım 2012 Çarşamba

Böyle bir özgürlük anlayışına yuh olsun!


Anlamsız yasaklarla bir ömür çürüttük, bir nesli heba ettik, okuması gereken öğrencileri eve kapattık, eğitim haklarını ellerinden aldık, nasıl giyinmesi gerektiğini dikte etmekle kalmadık, elimizle çizip, boyumuzla karşısında durduk. Yetmedi polis gönderdik, copladık, kelepçe taktık, ağzını kapatıp, örtüsünü yırttık, birinci olduğunda ödülünü vermedik, başarısına sevinmesine engel olduk.

Çünkü bu ülkede insanların nasıl giyineceğini belirleyen bir kafa yapısı vardı. “Benim istediğim kadar” özgürlük verenler işbaşındaydı.

İnsanların kafasının içine değil, ürettiğine değil, başardığına değil, ortaya koyduğu güzel eserlere, insani diyaloga bakmadık.

Sevgisini, hüznünü, değer yargılarını, çekincelerini, kaygılarını önemsemedik.

Ne yapabilir, neler başarabilir, nereden mezun olur, nerelerde kariyer yapar diye bir fırsat vermedik.

Sadece şekle baktık…

Kıyafeti, tipi, duruşu “bizim belirlediğimiz kurala” uyuyorsa bütün kapıları ardına kadar açtık, aksinde ise bütün kapılar taş duvar oldu, bütün yüzler demir parmaklık oldu, bütün yürekler katılaştı, insanlıkta çıktı.

Yıllardır devam eden zulmün perde arkasını sonradan öğrendik.

Bu ülkenin sahibi olduğunu sananlar, insanları zapturapt altına almak, korku toplumu oluşturmak, itaatkâr bir nesil görmek ve inançlı insanlara kapıları kapatma amacı güdüyorlardı.

Darbeciler, sırf bu yüzden Fadime Şahin’leri bulup, birilerinin koynuna atıyor, irticayı hortlatanın bir bez parçası olduğuna karar veriyorlardı.

Oysa asıl irtica, asıl gerici, asıl yobaz, bu ülkenin çocuklarının önüne engel koyanlardı.

Okuması gereken, eğitim alması icap eden gençlere hayatı zehir etmekle kalmıyor, “otur oturduğun yerde, evinin kadını ol” gibi gerici bir yaklaşımda da bulunuyordu.

“Ya dediğim gibi olursun, ya da..” diye ölümü gösterip, sıtmaya razı etmekten çok öte, insanların inançlarından vazgeçmesini, değer yargılarını hiçe saymasını, kişisel özgürlüğüne pranga vurulmasını istiyorlardı.

Zulüm dönemi geçti ama nispeten…

Sürekli özgürlükleri gıdım gıdım vermekten zevk alan yöneticilik, AK Parti’de de kendisini gösterdi.

İlk kez “darbeci” zihniyetlerin uygun gördüğü tek tip kıyafete son verdi.

Okulları kışlaya çeviren anlayışı ellerinin tersiyle ittiler.

Özgür düşünmenin önündeki engelleri kaldırdılar.

İnsanların şekline bakarak karar vermenin yanlışlığına son verdiler.

Artık okullarda “forma” dayatması olmayacak.

Öğrenciler, bütün medeni ülkelerde olduğu gibi günlük kıyafetiyle okula gelecek, eğitimini alacak, öğreneceğini öğrenecek, daha iyi okullara gitmek için şekilciliğin öneminin olmadığını görerek, kendine güven kazanacak…

Ama başörtülüler hariç…

Şimdi siz buna özgürlük mü diyorsunuz?

Okullarda tek tip kıyafete son verdiğinizi mi sanıyorsunuz?

“Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde kılık ve kıyafet serbest bırakılmıştır.” ibaresinin sonrasına neden “başörtüsü” yasağını yeniden getiriyorsunuz.

Zaten yasada “başörtüsü yasak” ibaresi yer almıyor, keyfi bir yasakla yıllarımızı heba ediyorduk.

Şimdi keyfi yasağı Bakanlar Kurulu kararına bağlayıp, “yönetmenlik zulmü”nü okullara salıyorsunuz.

Elbette yönetmenliğin güzel yanları var.

Beden eğitimi derslerinde tek tip eşofman veya spor kıyafeti giyme zorunluluğu olmayacak.

Sağlık özrü bulunanlar, özürlerinin gerektirdiği şekilde giyinebilecekler…

Faaliyetlerde kullanılmak üzere veliye malî yük getirecek özel kıyafet aldırılmayacak.

Ve bundan sonrası, bugüne kadar öğrencilere yapılan zulmün belgelenmiş şeklinin devamından başkası değil.

Erkek öğrencilere olabildiğince özgürlüğü vermekten çekinmeyen AK Parti hükümeti, iş kız öğrencilere gelince “örümcek kafayı” değiştirme gereği duymuyor.

“Kız öğrenciler, imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında tüm derslerde” başörtüsünü “isteğe bağlı” şekilde serbest ederken, aynı özgürlüğü “ortaokul ve liselerde” sadece seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerinde veriyor.

Lise çağına gelmiş genç bir kız “örtünmek istiyorum ama her derste” derse buna karşı tavrınız, daha önceki zihniyetler gibi mi olacak?

Cop mu kullanacaksınız, organik biber gazı mı atacaksınız, kelepçe mi takacaksınız, hapislerde mi çürüteceksiniz, ne yapacaksınız, onu da söyleyin.

Yoksa bu zulmü sonra erdirmek için AK Parti’nin gidip, yeni bir özgürlükçü partinin iktidar olmasına kadar dişlerimizi sıkmaya devam mı edeceğiz…

Ve Anadolu’nun birçok kentinde kız çocuklarını “12 yıl eğitim” mecburiyetine aldırmadan, eve mi kapatılacak, “çocuk gelin” olması mı beklenecek?

Böylesine bir özgürlük anlayışınıza “yuh” diyorum, başka bir şey de demiyorum.

Twitimden seçmeler
Sevgilerin sahte olduğu bir dünyada biz hangi gerçeğin peşine düşüyoruz?
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler