4 Kasım 2012 Pazar

Ahlaksızlığa ahlaki kılıf bulunmaz!

Yeşilay Mardin Şube Başkanı Lütfü Günlüoğlu’nun kaygıları aslında yeni değil, belki böylesine bir dillendirme ilk kez yapılıyor olmalı ki, tepkiler de yüksek oldu. Günlüoğlu’na göre, üniversite Mardin’e ahlaksızlık getirmişti (Yeni üniversite kurulan her küçük ilde aynı kaygı vardır) ve buna acilen el atmak gerekiyordu. Bununla da kalmadı elbet, ahlak zabıtasının göreve başlamasını istedi.

bile kıpırdamayacaktı.

Doğrusu Lütfü Günlüoğlu’nu –sadece- cesaretinden dolayı kutluyorum. Küçük illerin tamamından kelli felli adamların aynı tepkiyi sessizce verdiğine şahitlik edenlerden birisiyim. Ama hiç birisi gelecek tepkilerden çekindiği için açıkça konuşamıyordu.

Ama Günlüoğlu’nun yanıldığı yerler ve ahlaki tarif edişinde sorunlar var.

Bir defa ahlaktan ne anladığı pek anlaşılmıyor.

Aynı okulda okuyan kız ve erkeklerin arkadaş olup, el ele, kol kola gezmelerini üniversitenin Mardin’e ahlaksızlık getirdiği şeklinde yansıtmak ve bunun devamında olabilecekleri varsayarak, “sokaklarda sevişirler de” diye kâhinlik yapmak, bir baba olan Günlüoğlu’na yakışmamış. Çünkü üniversitelerde çocukları olan milyonlarca aile var ve hepsini “ahlaksızlıkla” suçlamak en azından iftira etmektir.

Gelelim ahlaktan ne anladığımıza…

Sayın Günlüoğlu, “Yeşilay’ın aynen alkol gibi, uyuşturucu gibi, diğer bağımlılıklar gibi böyle ahlaksızlarla mücadele etme görevi vardır.” diyerek, sözlerine açıklık getiriyor ve burada yakalanıyor.

Birincisi sigarayı unutuyor, sonra televizyonlarda sigarayı buzlama için verdikleri mücadeleyi, alkol için verememelerini anlatamıyor. (Bu aslında başka bir yazı konusu, geçiyorum.)

Sayın Günlüoğlu’na göre, Yeşilay “ahlaksızlıkla” mücadele görevi var. Ama hangi ahlaksızlıkla?

Bilindiği gibi ahlak, bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimi olarak tarif ediliyor. Buna konuşma, giyim, kuşam, tavır ve davranışı ekleyerek uzatabilirsiniz. Ancak, “töre” veya “gelenek” veya “anane” belki de “yerleşik kural” toplum içindeki davranışları belirleyen yazılı olmayan kurallar olarak bilinir.

Buna inanç ve kültürü de eklerseniz, yöreye göre bu anlayışın değişiklik göstereceğini anlayabilirsiniz. Söz gelimi sahil kentlerde bir kadının mayoyla gezmesi yadırganmaz ama aynı kadın başka illerde mayolu gezilmeyeceğini bildiği için böyle bir kıyafetle sokağa çıkmayı da düşünmez.

Yani aslında insanlar, nerede ne yapacağını iyi kötü bilir. İstisnalar varsa da, genel olarak bu böyledir.

Yeşilay’ın mücadele edeceği ahlaksızlık alanına giren, el ele tutuşmak, göz göze gelmek midir, hem bunu kim belirlemiştir, hangi çağda kaleme almıştır, güncellemesi düşünülmüş müdür gibi yüzlerce soruyu sormadan önce şuna cevap isteme hakkım olduğuna inanıyorum; “Bu tutumu ahlaksızlık olarak görüyorsanız, sizin ahlaki anlayışınız nasıl oluştu. Ahlaksızlık, sadece bunla mı sınırlıdır ve tek ahlaksızlık olarak bunu mu görüyorsunuz?”

Biraz daha açarsak, mesela yalan söylemek, bir ahlaki davranış mıdır?

Rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, emanete hıyanet etmek, aldığı görevi kötüye kullanmak, devletin ve milletin malını yemek…

Tefecilik yapmak, milletin kanını emmek…

Darbe yapmak veya teşebbüste bulunmak…

Taciz etmek, tecavüzde bulunmak, kadına ve çocuklara ya da insanlığa şiddet uygulamak…

Vergi kaçırmak, evrakta tahrifat yapmak, deveyi amuduyla yutmak, doymayıp, üstüne de sürüyle malı götürmek…

Ve her türlü ama her türlü hak gaspıdır ahlaksızlık.

Mesela Sayın Günlüoğlu’na pek de uzak olmayan Bilge köyünde yapılan iğrenç katliam, “ahlaksızlık” olarak algılanmaz mı?

Ahlak, iyi huylu olmaktır aslında…

Komşusunun kendisinden emin olduğu kişidir ahlaklı olan.

Kimsenin malında ve namusunda gözü olmayandır.

Ahlaklı kimse, çevresine verdiği güvenle belli olur.

Konuşmasıyla, duruşuyla, alışverişiyle, yolculuğuyla, aldığı görevlerle ölçülebilir.

Ahlak, sadece iç temizliği değil, iç güzelliğinin dışa yansımasıyla da kendisini gösterir.

Peki Yeşilay, bugüne kadar “rüşvet almak, milletin malını yemek ahlaksızlıktır” diye bir açıklama yaptı mı?

Yaptığını ben duymadım.

O zaman küçük yerlerin büyük korkusu olan ve aslında insanları zapturapt altına almaktan öte bir amaç taşımadığına inandığım bu açıklama neyin nesi?

Ahlak zabıtası istemek kolaydır ama zabıtanın ahlakını belirleme hakkına kim sahip olacak?

Herkesin ahlakının ölçüsü sokakta yaptığı davranışla sınırlı kaldığında “temiz toplum” olduğumuza bizi inandırabilecek misiniz?

Oysa toplumun çürümesi, sokaklarda değil, kapalı kapılar ardında yapılanlardan kaynaklıdır. Bir başka deyişle de, ahlaksızlığa uydurulan ahlaki kılıflardır asıl sorunumuz.

Ve toplum olarak mücadele etmemiz gereken asıl ve yegâne ahlaksızlık, işte o ahlaksızlıktır!

Twitimden seçmeler
Yazarları susturmanın çok yolu var çok. Yerelde daha çok. En etkilisi “hiç hatırını kıramayacağın” kişileri devreye koymak. Yabana atmayın!
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler