18 Ekim 2012 Perşembe

Kendi haline bırakılmayacaklar…


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün BDP’li vekillerle “gizli” görüştüğü iddiaları basına yansıyınca eleştiriler de bir biri ardına geldi. Cumhurbaşkanının gerekçesi ise çok daha insaniydi.

Memleketi Kayseri’de “Kadim Kent Kayseri Tanıtım Günleri” etkinliğine katılan Cumhurbaşkanı Gül’e, BDP’li vekillerle görüşmesi de soruldu.

Sayın Gül, bu iddialardan olağanüstü bir durum çıkarılmaması gerektiğinin özellikle altını çizerek, “Türkiye'nin en önemli konusu bu mevzulardır.” diyerek de terörün bitirilmesi için “muhatap” kaprisine kapılmadan, çözüme odaklı olarak konuyu görüşebilecek her kesimle görüşülebileceği mesajını verdi.

Belki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son çıkışları da aynı hassasiyetin bir ürünüydü. Başbakan da “Kan duracaksa İmralı’yla da görüşülür” diyerek, çözüme yönelik kesin adımların atılacağı sinyalini vermeye başlamıştı.

Cumhurbaşkanının ülkenin hayati meselesini görmek gerektiğini, görülmediğindeyse büyük yanlış yapılacağını, meseleye sahiplenilmesi gerektiğini ve sorunları doğru mecrasına koymak gerektiğini belirtti.

Sonra belki de kayıtsızlığa veya kaprislere yönelik mesaj da verdi; “Bu meseleler kendi haline bırakılırsa hiç ummadığınız yollara, çıkmaz sokaklara gider.”

Ve devamla herkesin bu meseleyi önemsemesi gerektiğinden bahsetti.

***

Türkiye’de güzel şeyler oluyor demeyi özleyeli çok oldu.

Ortada bir sorun varsa çözümün olmaması düşünülemez.

Her gün insanlarımız ölüyor.

Dağda ölen de, ovada ölende bu memleketin çocukları.

“Kandırılmış” diyerek kimseyi ateşin ortasında bırakamayacağınız gibi, yoksul insanlara “şehit” rütbesi vererek de ölümleri masumlaştıramazsınız.

Türkiye’de bir sorun değil, belki binlerce sorun var.

Hayati sorunlar da var.

Her gün insanlar ölüyorsa ve birileri buna dur diyecek konumdayken radikal adımlar atmıyorsa akan kandan sorumlu demektir.

Sorumlu olmak için illa eline silah almak gerekmiyor.

Silahları susturacak konumdaysanız ve kayıtsız duruyorsanız sorumsuzluğu bunun neresine koyacaksınız.

Sadece hükümet değil elbet…

BDP’ başta olmak üzere, mecliste grubu bulunan tüm partiler, kanın durması için “şartlandıkları” konumdan çıkmaları gerekiyor.

“Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” sözü belki insanların duygularını okşayıp, kahramanlık destanı yazılacağını yansıtmaya yetebilir…

Ne akan kanı durdurabilir, ne anaların gözyaşını, ne yetim kalan çocukların hüznünü.

Eşini, sevgilisini kaybeden genç kızlara “muhatap” almıyor tavrınızı anlatmanız mümkün değildir.

“Bizi muhatap alın” diye çıkışlar da kimsenin umurunda değildir.

Kimsenin umurunda olup olmadığına bakmaksızın, hem bugünler için, hem yarınlar için adım atılmalı.

Demokratikleşme, kanı durdurmaya dönüşmeli.

Hiç kimse ırkından, kimliğinden, inancından, kıyafetinden, dilinden, cinsiyetinden dolayı dışlanmamalı, en temel haklarından mahrum bırakılmamalıdır.

Bu kan durmalı ve bu sorunu kendi haline bırakmamalıdır.

***

Dünkü yazım üzerine birkaç not…
Dün yayınlanan “Banu Güven LGBT’sine baktırmalı!” başlıklı yazım hayli ilgi gördü ve hayli olumlu-olumsuz tepki aldı. Radikal Blog, Twitter, Facebook ve e-postama düşen yorumları okuduğumda anlatamamanın sıkıntısını yaşadığımı söylemeliyim.

Belki de konunun çok hassas olması, biraz daha uygun bir dili seçmem gerektirdiğini düşündürdü ve asıl niyetimi anlatamadığımı gördüm.

Cinsel tercihi nedeniyle insanların temel hak ve hürriyetlerden mahrum bırakılması, nefret uygulanması, alaya alınması, şiddete gerekçe sayılması.. gibi anlayışları kabul etmek mümkün değil.

Yazımda önyargıdan arınarak, “cinsel tercihleri sorgulamayı kendime yakıştırmadığımdan” notunu da düşerek, “nasıl bir iyi örnek olacağını umuyorsunuz?” diye sormuştum.

Okuru suçlamak istemiyorum, demek ki ben anlatamamışım.

Şöyle diyeyim, LGBTT olarak tarif edilen farklı cinsel tercihte bulunan insanlarımız, uğradığı haksızlıkları ayıplanmadan, özgürce ifade edebilecekleri platformlar ve programlar olmalı.

“Yeterince temsil edilmiyor” sözünün “boy göstermek” olmadığını, sorunları dillendirme olduğunun farkına varılmalı ve hiç kimse “haklarından mahrum olacak” bir duruma düşmemeli. Ve bir okurumun dediği gibi “Bir insanın hangi cinsiyete âşık olduğu, hangi cinsiyetle seviştiği o insanın değerini belirleyemez. Öyle olsaydı bütün heteroseksüeller örnek insan olurlardı.”

Belki yazıma “olumsuz” bakan okurlar için bu aydınlatıcı olmuştur.

Twitimden seçmeler
TOKİ'nin yaptığı kalekollar şimdi çok daha güvenliymiş. Asıl tüm kaleler/karakollar yıkıldığında ve ihtiyaç duyulmadığında sevinebilirim.
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler