19 Eylül 2012 Çarşamba

Züğürdün çenesi yorulsun!


Zenginin malının züğürdün çenesini yorması nasılsa yeni değil. Biraz daha yorulmasının bir sakıncası olacağını da sanmıyorum. Yoralım bakalım…

Bütün darbecilerin darbe gerekçeleri temelde aynı olsa da, listeye baktığınızda ilk sırada ekonomik istikrasızlığı da görebilirsiniz. Yoksa kendilerinin onaylamadığı bir yönetim biçimi, halkın söz sahibi olmasına doğru atılan her adım, darbeye önemli bir gerekçedir. Ancak bunu kimseye yutturamayacakları için de kılıf bulmakla uğraşırlar. Doğrusu kılıf konusunda da pek mahirler.

Merhum Menderes’i ipe götüren gerekçelerin ipe sapa gelmemesini bir yana bırakın komikliğiyle de halen dillerde dolaşır.

İşte bu kılıflardan birisi de sivillerin ekonomiyi idare edemediğidir. Güya asker, ekonomiyi disiplinle çok güzel idare eder. Nedense sivilleri “malı götürmekle” suçlayanların götürdüğü mallar buradan nereye yol olur bilinmez.

Genel Kurmay Başkanı gibi “memur” statüsünde, üst düzey maaş alan birisinin, birden bire devletin başına geçmesinin yanında, devletin bütün imkanlarını da uhdesine geçirdiğini görebilirsiniz.

İnsanlar açgözlüdür derlerse bunun için diyorlar.

Mevcut maaşının on katından fazlasına sahip olmuşken ve bunu da haksız olarak elde etmişken, halen gözün haramdaysa, o gözü doyuracak da ancak ve ancak topraktır.

Netekim Kenan Paşaya gelelim…

Hatırlarsınız çok yaşlı ve hasta olduğundan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ifadeleri telekonferans yöntemiyle alındı.

Bu ikilinin ifade veremeyecek düzeyde hasta olduğunu rapor eden Hipokratlı doktorlar da bu ülkede ne yazık ki var.

Telekonferans kesmeye bilirdi aslında, SMS mesajı da yeterdi, telefonla da bu işi halledebilirlerdi.

Hatta teleferik de olurdu ya, “yükseklik korkusu” olmalıydı.

Belki de telesekreter en iyisiydi.

Terzilerde de bir teleye benzer şey vardı ama o telaydı.

Aklınıza gelsin canım, “tele”li çok şeyimiz, çok değerimiz(!) var.

Televizyonda bile “tele” var yani…

Konumuz telekonferansla alınan ifade değil, mal varlıkları…

Bir ev, bir araba, bankada biraz para değil elbet…

Darbe döneminde edindikleri mal varlığına ulaşamayan mahkeme, sadece 11 yıllık kayıtlara ulaşabilmiş. Öncesi sır, sonrası karmaşa.

Mahkemeye gidemeyecek kadar hasta ve yaşlı olan Kenan Evren’in üç arabası olması, her bir parçasının bir arabada taşınıyor olmasındandır.

Çok yaşlı olan her iki sanığın yaklaşık 20 bankada hesabı varmış.

Aklınıza vadesiz mevduat gelmesin canım. Vadesiz mevduat dediğin de 5-10 bin lira olur. Bu hesapların sadece birisin de 600 bin liranın olduğunu düşündüğünüzde, 20 bankada epey hasılat birikmiş olmalı.

11 yıllık dönem içerisinde, Evren ve ailesinin ortağı veya mal sahibi olduğu çok sayıda şirkette ortaya çıkmış.

Evren, Marmaris Sağlık Hizmetleri AŞ ile Marmaris Liman Hizmetleri AŞ'nin ortağıymış.

Bodrum'da 3 yazlık sahibi olan Evren'in Datça, Bornova ve Muğla'da kendisine ait bazı yerlerin “alım-satım” işlemini yaptığı belirlenmiş.

İki kızına ait toplam 14 otomobilcik de listenin içinde. Sanırım bunlar da saat başı bir otomobile binerek saltanat sürüyorlar.

Biz pek bilmiyorduk ama Time Dergisi biliyormuş. Dünyanın en zengin 50 generalinden biri olarak gösterilen eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’nın ise iki otomobili ve 5 yazlığı bulunuyor.

Bunlara memleketinde ki arazi ve evler de dâhil değil. Darbe döneminde edindikleri, alıp sattıkları da muamma…

Çok mu yoruldunuz?

Ben yazarken yoruldum ve yazdıklarım kalem kalem olmadığı için de daha rahat okunacak duruma dönüştürülmüş hali.

Zenginin malı elbet züğürdün çenesini yoruyor.

Ama o zenginlik, zavallı yoksul halkın sırtına binerek edinilmiş haksız kazançsa, çenemizi yormamalı, hesap sormayı bilmeliyiz ve “haram olsun” diye de ondan hayır görmemelerini açıkça söyleyebilmeliyiz.

Bugüne dek elimden bir şey gelmeyen bu tür hak yemelerinde hiç değilse “haram olsun, zıkkım olsun” diye içimi rahatlatmayı uygun görüyorum.

Bu defa öyle değil, telekonferans ayağına yatıp, ifadeyi sulandırmaya çalışsalar da burunlarından fitil fitil getirecek kararın o mahkemeden “adil” bir şekilde çıkması gerekir.

Bunun için mahkemeye baskı değil, mahkemenin “Millet vicdanına” uygun karar vermesiyle olur.

Bakalım göreceğiz, telekonferans ifadeler, bir teleferiğe bindirilip uçurulacak mı, yoksa “haksız mallara el koyma” kararını görerek, bütün darbecilere hadleri bildirilecek mi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler