6 Temmuz 2012 Cuma

Ergenekon’un vekilleri


Yargı paketinde yapılan değişiklik, devam eden davaları etkilemiyordu. Yargının yetkisini aşan uygulamalara son verilecekti. İşin cılkı çıkmıştı canım, önüne gelen tutuklanıyor, akıllı uslu adamlar darbeye teşebbüsten yargılanıyordu.

Hem böylece daha adil yargılama olacaktı.

Haksızlığın önüne geçilecekti ve daha ne martavallar, ne martavallar...

Meclisten geçen değişiklik, dün Resmi Gazete’de “8 sütuna manşet” değilse de, resmiyete uygun bir şekilde yayınlandı.

Hiç etkilenmeyecek olan Ergenekon, Balyoz, Oda TV ve KCK sanıkları da “tahliye için” dilekçelerini sunmaya başladılar, hem de “dünden hazır” dilekçeleri…

Hani etkilenmeyeceklerdi ya…

Hani bu dava “daha adil yargılama” içindi ya…

Hani, darbecilerden çok çeken bir iktidar vardı, darbecilere göz açtırmazdı ya…

Hani derin devlet uygulaması, derinlere gömülecek, üzerine toz toprak atılarak, bir daha Günyüzü görmemesi sağlanacaktı ya…

Hani demokrat olmuştuk, artık bir hukuk devletiydik, kendini bilmezlerin bir gece yarısı darbe yapmasının önüne geçilecekti ya…

Hani bundan böyle “gün oluyor, darbeciler de yargılanıyor” diye ödü kopanlar, teşebbüse yeltenmeyecekti ya…

İşte bütün bu haniler için meclisimiz gece gündüz çalışmış, Özel Yetkili Mahkemelere yol vermişti.

Parmak kaldıran vekiller, çok iyi şey yaptıklarını mı sanıyorlardı, yoksa her zamanki gibi “parmak kaldırılacak!!!” komutuyla hazırlanıyor ve “kaldır!” komutuyla da kaldırıyorlar mıydı?

Sonunda emir gelmişti, görev tamamlanacaktı.

Paşa paşa genel kurula girecek ve “evet” diyeceklerdi.

Gün olur, alır başını giderlerdi, gün olur başını alır gelirlerdi.

Ergenekon’un Avukatı diye suçladıklarına karşılık, Ergenekoncuları Kurtaran Adam kılığına girer, uçar, kaçar, Süpermen bile olurlardı.

Söz konusu derinleri muhafaza etmekse, gerisi teferruattı çünkü.

Çünkü, derinleri kurcalarken sert kayaya çarpmış, kazmanın çıngıları, ne yaptıklarının farkına vardırmıştı.

Uyanmışlardı belki de “derin” uykudan…

Belki de “misyonlarını” tamamlıyorlardı.

Zaten imzalar ıslak değildi, çoktan mürekkepler kurumuştu.

Hem hepsi “iyi çocuklar”dı, tanıyorduk da…

Bir işe girecekseniz de “sözde değil, özde” aranıyordu ve bunun için “yürekten” inanmak gerekiyordu.

Parmak kaldırmaktan öte bir şey bilmeyen veya bildiklerini uygulamaya güç yetiremeyen vekiller, yine kolay yolu seçerek parmak kaldırmış, Ergenekonculara özgürlük getirecek, darbecileri aklayacak düzenleme için “evet” butonunu kullanmışlardı.

Böylece milletin vekili değil, Ergenekoncuların vekili olduklarını orta yere koymuşlardı.

Bunu da günler, geceler boyu uykusuz kalarak, sinirleri gererek, tekme, tokat ve yumrukları göze alarak yapmışlardı.

Öyle fedakârlıkta bulunmak kolay değildi, her babayiğidin de harcı değildi.

Bazen gözlerimi yaşartacak, zırıl zırıl ağlatacak kadar özveri gösterdi, sıkıntı çektiler.

Sırf Ergenekoncular özgür kalsın, yarım kalan işlerini görsünler diye bir değil, iki değil, çoook saatler çalıştı, gün yetmedi, diğer günden borç bile aldılar.

O endamlı, yakışıklı, güzel, alımlı, çekici vekillerimiz, Ergenekon için salaş bir durumu bile göze aldılar.

Sakal tıraşı olamadı, ütülü elbise giyemedi, fondötenden mahrum kaldı, gözaltı kremleri aktı gitti.

Makyajı akanlar oldu, kremleri bozulan, gerilen yüzü sarkan, gözaltı şişenlere rastlandı.

Ne duş alabildi, ne duş jeliyle rahatlayabildiler.

Sıra kapaklarında uyukladı, uyku arasında “evet” dediler.

Aç kaldılar, açıkta kaldılar, ayakta durdu, oturmaktan bir yerleri sancılandı.

Koku süremedi, saçını tarayamadılar.

Öyle fedakârlık, öyle fedakârlık yaptılar ki, artık tahliye olacak darbeciler, vekillerin bu sonsuz özverisini karşılıksız bırakmaz.

Darbe yaparlarsa iyi yerlere gelirler...

Darbeye kadar katlar, yatlar ve kotlar emirlerinde olur.

Belki banka hesaplarına bir güzellik yapan bile çıkar.

Kim bilir, vekillerin arzusu istikametinde harcama yapmaktan çekinmezler.

Nasılsa derin adamlar ve derinlerde olan servetin miktarı tahmin dahi edilemez.

Ergenekon’un Vekilleri, görevini yapmanın “tamamen duygusal” iç huzuruyla, nasılda rahattırlar nasılda, canlarım benim.

Meğer analar ne evlatlar doğurmuş da, bizim haberimiz yokmuş.

Twitimden seçmeler
Her zaman aynı hataları yapıyoruz. Zaman, mekân ve şekli değişse de hatamız, özü itibariyle aynı kalıyor ve her seferinde daha çok acıtıyor.
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler