5 Temmuz 2012 Perşembe

Büşra hocalar da yanıyor!


Önceki gün Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin “Mezuniyet Töreni”ne katıldım. Törende “Büşra Hocaya Özgürlük” pankartıyla sahaya çıkan Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri dikkatimi çekti.

Kimdi bu Büşra hoca, neden esir olmuştu, hangi sevgiyle özgürlük istiyorlardı?

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olan oğlum Fatih’in mezuniyet töreni için sıcak havada, tıkış tıkış trafikte Marmara Üniversitesi’nin Beykoz kampüsüne doğru yol alırken “Büşra” adında bir hocayı tanımıyordum.

***

Türkiye, son zamanlarda giderek “polis devleti” görünümü almaya başladı.

Suçlayanlar, suçlananlardan daha “AK” konumdaymış havası estiriliyor ve neyin suç olduğunu belirleme hakkını elinde bulunduranların olduğuna inanmaya başlıyoruz.

Bugün suç görülenlerin, yarın “saçma” bulunacağını, hatta “komik” kaçacağını bile bile saçmalıklarda ısrar ediliyor.

Düne kadar “Kürtçe şarkı” dinlemek, ceza almak için yeterli sebepti.

Hatta düne kadar köylünün alın teriyle ürettiği tütünü, sigara kâğıdına sardığı için aylarca cezaevinde yatan insanlar vardı.

Bugün de benzer saçmalık var; kendi ürettiği tütünü satmaya çalışan zavallı köylü kardeşlerimizin tütününe el koyuyor, ceza veriyor, bazen de tutukluyorlar.

Kanunlarda “saçmalık” var diye, o kanunun doğru olduğu anlamına gelmez.

Kanunlar, insanların özgürlüğüne, kazanmasına, özgür düşünmesine veya değerlendirmede bulunmasına engel olamaz ve olmamalı da.

Dün saçmalıklarla insanların elinden alınan özgürlüklerin yerini, bugün “Kürt sorunu çözülsün” diyenlere yapılan tutuklamalar aldı. Hükümet, bir yanda Kürt sorununu çözmeye uğraşırken, diğer yandan Kürt sorununun çözümünü isteyenler tutuklanıyor. Çözme niyeti ve azmi varken, yasal düzenlemeler eksik ve aksak bırakıldığında sorunların içinden çıkılmaz hal alıyor ve aslında niyet sorgulanmasına da sebep oluyor.

Bir yandan Kürtçe’yi seçmeli ders yapacaksınız, diğer yandan Kürtçe savunmaya izin vermeyeceksiniz. Bu en kestirme yoldan “saçmalığın daniskası”dır, ötesi yoktur.

Halbuki bugüne kadar gelen siyasi irade içerisinde Kürt sorununu çözmeye en yakın parti, AK Parti’dir. Öyleyse ya sorunu çözün ama engelleri de kaldırın ya da çözmeyin kalsın, ne diye Demokratik Açılım yapıyorsunuz ki!

***

Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Büşra Ersanlı’nın “KCK’lı” olduğu için mi, yoksa mesleği gereği “siyasi” düşünüp, değerlendirme yapabildiği ve “özgürlük” istediği için mi tutuklandığını anlayamadım.

Öğrencilerin sevgisini de çözemedim.

Koskoca fakülte öğrencileri, kız erkek ayrımı yapmadan, kendi elleriyle hazırladıkları pankartlarla “Büşra Hoca’ya Özgürlük” derken, KCK’lı oldukları için mi destek verdiler, bu suçlamaların “saçma” olması nedeniyle mi, yoksa sevdiklerinden mi?

Üniversite öğrencilerinin sevgisini kazanmak o kadar da kolay değil.

Hele hele halen “Atatürkçülük” geçer akçe iken, “KCK’lı” bir öğretim üyesine “hoş” bakılmaz. Zaten sorun da Atatürkçülüğün (sorunlu şekilde) geçer akçe olmasında.

Atatürkçülük, insana değer katan bir kazanım değil, sevgisini yansıtma biçimi olduğu halde “bizim gibi olacaksınız” anlayışı güdüldüğünden, herkes Atatürkçü olmalı, laik kalmalı, Kemalist olmalı…

Bu geçer akçeye bugün eklenenler de var elbet; Herkes kara yüzlü olsa da “AK” olmalı, “cemaat” desteği bulunmalı, “iktidara yakın” durmalı ve başkaları bir şey demesin diye de “azıcık” Atatürkçü, “birazcık” laik kalmalı.

Oysa bu ülkede, bu saydıklarımdan hiç birisi olmak istemeyen de, bazısını beğenip, bazısını beğenmeyen de var ve olmalı da.

Dün, katı laiklerin yaptığı zorbalıklara, Atatürkçülük maskesine bürünerek yapılan zulümlere “İllallah” diyen bizler, bugün sorunlara çözüm isteyenleri “suçlu” görmeye başladık.

Kimi “mevcut kanuna” göre suçluydu, kimi “polis devleti anlayışına” sığdırılamıyordu, kimi de “bize ters” geliyordu.

Oysa, Büşra hoca gibilerin yaptığı, kangren haline gelen ve 30 yılı aşkın bir süredir on binlerce insanımızı kaybetmemize neden olan bir sorunun çözümü için didinip durmaktan öte bir şey değildi.

“Şehir yapılanması” çok esnek bir cümle…

Aynı mantıkla gittiğinizde, BDP’ye oy veren herkesi içeriye tıkmak gerek.

İçeri tıkmakla Kürt sorunu çözülecekse, hep birlikte BDP’lilerin tutuklanması için eylem yapalım.

Ama azıcık kafası çalışan herkes de bilir ki, bir sorunu çözmek, o soruna giden veya sorunun sebep olduklarını suç görmek, yok saymakla mümkün olmayacaktır.

Eğer yeni anayasada da, bu kadar “özgürlük” olacaksa, hiç olmasın daha iyi.

Bir yanda Kürtçe’yi seçmeli ders yapacaksınız, bir yanda “Kürtçe savunma” aldırmayacaksınız, bir yanda “sorun çözülsün” diyenleri yaftalayarak tutuklayacaksınız.

Yoksa “Kürt sorununu çözeceksek biz çözeceğiz. Başkasının sorun demesinden gıcık oluyor, yaftalıyoruz” musunuz yoksa ülke Polis Devleti oldu da bizim mi haberimiz yok!

Suçlamalar da, verilen cezalar da toplum vicdanını incitmemeli, Büşra hocalar boş yere yanmamalı.

Twitimden seçmeler
Öyle bir hale geldik ki, çoğunlukla suçlananlar, suçlayandan daha ak, yargılananlar, yargılayandan daha pak! Ve biz hukuk arıyoruz!
www.twittercom/naifkartabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler