3 Temmuz 2012 Salı

Bostancı ve korkuluğu!


İstanbul- Kemalistler bu hikâyeyi çok iyi bilir, anlatmayı da çok severler. Hani Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluğu dendiğinde “sadece 2, (yazıyla da iki)” örnekleri var ya. Birisi matematik öğretmeninin “Evladım, senin adın da Mustafa benim adımda Mustafa. Karışıklık olmasın diye değiştirelim. Senin adın bundan böyle Mustafa Kemal olsun” demesi ve Atatürk’ün bu dayatmaya ömür boyu rıza göstermesidir.

Çocukluğumda bu hikâyeyi çok garip bulurdum. Hani iki Mustafa olsa ne olacaktı ki, Öğretmen Mustafa ile Öğrenci Mustafa arasında fark vardı. Hem isim değişecekti, öğretmen niye değiştirmiyordu da, öğrencisine isim dayatıyordu. Bunun için ailesinin rızası gerekmez miydi, “adın böyle olsun” dediğinde Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü gibi “etkili” bir kayıt örneği mi oluşturuluyordu?

Neyse bu sadece kafamdaki sorulardı, konumuza dönelim. Atatürk’ün çocukluğu dendiğinde birincisi ismiyle ilgili olanıydı, ikincisiyse “işiyle” ilgili olanı. İşi dedik diye tümden demedik, “geçici” ve “ücretsiz” bir işti. Hani küçük Mustafa’nın dayısının çiftliğine gittiği bir günle ilgili.

Hikâye o günü anlatır.

Dayısı bakla tarlasını gezdirirken, küçük Mustafa’ya “Bak Mustafa (neden yeğenim dememiş)” diyerek bakla tarlasına zarar veren kargaları gösterip, “baş düşman” ilan etmesi.

Aslında bu hikâye, küçük Mustafa’nın, dayısının bostanında karga kovaladığına ilişkin ibret dolu hikâyesidir. İbreti ise o yaşlarda bostana korkuluk konulacağını öğreniyorduk, fena mı?

Sonra bir başka ibretimiz ise gelecekteki cumhurbaşkanının bostan bekçiliği yapacak kadar alçakgönüllü olmasıdır. Aynen küçük Mustafa bunu bilmiyordu ama biz biliyorduk.

Bu hikâyeyi okuduğumda da kafamda sorular oluşmuştu. Gıcıklık yaptığımdan değil, soruları engellemem mümkün olmadığındandır. Zaten öğrenmenin ilk yolu, soru sormayla başlardı.

Sorular şöyleydi, küçük Mustafa dayısına ömrü boyunca sadece bir gün mü gitmişti, bostanı olan dayısını ilk kez mi görüyordu, bu ne resmiyetti, bostanla tanışması da mı ilkti, o güne dek karga görmemiş miydi, “Karga karga gak dedi, çık şu dala bak dedi. Çıktım baktım o dala, ah bu karga ne budala..” henüz kaleme alınmamış mıydı, bu bostan neredeydi, Mustafa olmayınca kargaları kim kovalıyordu?

Konumuz elbette Kemalistleri kızdırmak değil, korkuluğun ne işe yaradığını sorgulamak.

Bostan korkuluğu, bostana zarar verecek ama havadan gelen kötü niyetlilerden bela gelmemesi için dikilir. Korkuluk dediğiniz, “t” şeklinde getirilen iki değneğin tepesine eski bir şapka, sırtına da eski bir ceket konulmasında ibarettir. Bostancın tasarımcılığına göre bu korkuluk, daha korkunç hale getirilebilir. Ucube bir burun eklersiniz, samanla yaptığınız yüze korkunç görünüm katacak bir şeyler düşünürsünüz.

Ve artık bostanınız, kendi elinizle oluşturduğunuz korkuyla güvendedir.

Ama siz güvenmezsiniz bostan korkuluğuna. Çünkü karga, budalalığıyla, o korkuluğun kendisine bir zarar vermeyeceğini bilir. Bostancı da bunu bilir, çünkü onda da kargada olmayan akıl vardır. Belki bu korkuluk, saf kargaları uyutmaya yeter, hepsi o kadar.

Bunu bildiğinizden küçük Mustafa gibi kargaları sopayla ve sesle ürkütecek insan gücüne ihtiyaç duyulur. Bazen de ateşli silahlara.

Ama bütün bu çabanız, bostanınızı korumaya yetmez; bunun kenesi vardır, kurdu vardır, böceği vardır. Bunlar içinse ilaç kullanmak gerekir. Gideceksin tarım ilacı satan yere veya Tarım Müdürlüklerine, düşmanını ekarte edecek ve bostandaki hıyarları korumaya alacak ilaç edinirsiniz.

Anacak o ilacı almak kolay olsa da bostana serpmek, ayrık otları temizlemek yürek ister. Çünkü siz de risk altındasınız ve her an için zehirlenebilirsiniz. Bunun için özel kıyafetleriniz olmalı, iyice korunmalısınız.

Bostan deyip geçmeyin, onlar sizi doyuracak ve en önemlisi size “bostancı” unvanını verecek olanlardır.

Yoksa sizin de bostan korkuluğundan farkınız kalamaz.

***

Aslında ben bunları yazmayacaktım. Bir gece yarısı Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırıldığını öğrenince aklıma “Bostan Korkuluğu” geldi ve arkası çorap söküğü gibi…

Ama ibret alacağız elbet. Hem biz, hem parmağını kaldıran vekiller, hem de o yasa tasarısını kaleme alanlar, hazırlanmasını isteyenler…

Bostandakileri sadece “hıyar” olarak görürseniz, onu korumak için tedbirler almaya başlarsınız. Çünkü karnınızı doyuracaktır. Eğer başka yerden karnınızı doyuracaksanız ve hıyarlara ihtiyaç duymuyorsanız, o zaman bir korkuluk çakarsınız tarlanın ortasına ve korursunuz.

Bostana bir bütün olarak bakarsanız, o bostanın içindekilerle birlikte ortak kullanım alanınız olduğuna inanırsanız ve hele hele bostandaki hıyarların size “Bostancı” unvanı verdiğine de inanıyorsanız, davranışınız daha farklılaşır.

Önce bostanla uğraşırsınız, onları seversiniz, onlara zarar verecekleri ayıklarsınız, zararlı ot ve haşerelere karşı ilaçlama yaparsınız. Diktiğiniz korkuluğun, sizin sonunuz olmasına izin vermez, sadece kötü niyetli kargaları caydırmaya dönük olduğunu anlarsınız.

Ama siz, koca bostandaki tüm sebzeleri, hep birlikte “hıyar” görürseniz, 90 yıla yakın bir zamandır yapılandan farklısını yapmaz, bostana bir korkuluk dikersiniz ve korkuyla bostanın korunduğunu sanırsınız.

O zaman, o korkuluğun yerine ha siz geçmişsiniz, ha başkası hiç fark etmez.

Önemli olan bostancı olabilmek. Korkuluk, iki sopayla ve kolayca ortaya çıkıyor zaten…

Twitimden seçmeler
Ve bir gece yarısı darbecilerin korkulu rüyası özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı. Şimdi korkulu rüya görmek bize kaldı, her zamanki gibi.
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler