16 Temmuz 2012 Pazartesi

Bizi koruyun anacığım!


Zaman zaman birilerinin “koruma” krizi nükseder ve kollarını sıvamaya gerek duymadan, başlarla bizi korumaya. Çünkü bizi korunacak, korunması gerekenler olarak görürler. Kendi başımızın çaresine bakamayız, karanlıkta yürüyemez, engelli yollardan geçemeyiz. Öyleyse korunmamız gerekir, birileri elimizi tutmalı, adımlarımızı saydırmalı.

Ama bakalım gerçekten koruyorlar mı, korunuyorlar mı?

Herkes elini taşın altına koymuş ve herkes kendi alanıyla ilgili koruma kalkanı geliştirmiş, kendilerini değil, bizleri… (Gözlerim yaşardı!)

Aileyi koruyacaklarmış, anneyi koruyacaklarmış, çocukları koruyacaklarmış, milleti korumak için kellelerini feda edenler varmış…

Aslında koruma içgüdüsü, insanlığın başladığı günden bu yana elbette var.

Çoğunlukla anne çocuğunu korur, baba ailesini…

Evini korumak gerekir, hırsızı var, uğursuzu var, ipsizi var, sapsızı var…

Devletin koruması esastır ama; “Koruyucu Aile”miz bile var.

Kendi çocuğumuzu koruyamayacağımızı düşündüklerinde devlet devreye girer ve çocuğu ailesinden korumaya başlar…

Eşini kocasından korumak gerebilir, bazen de kocasını eşinden…

Patronu işçiden, çalışanı patrondan korumak da gerekirdi…

Zengini fakirden korumak icap ederdi…

Toplumu korumak için toplumu katletmeyi göze alanlar da vardı.

Hükümetler “koruma”nın başıdır.

Önce kendilerini milletten korurlar…

Vatandaşın içine çıkacakları zaman, vatandaşın sayısı kadar asker ve polis bulundurulur…

Çünkü onlar kendilerini halkı korumaya adamıştır. Adandıklarından da kendilerini koruyacak adanmışlar bulurlar. Her zaman birilerini, birilerinden korumak gerekir.

Bazen iyileri kötülerden koruyanlar, günü geldiğinde kötüleri korumak için canını siper ederler.

Hâkimler, savcılar, avukatlar, doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları…

Öğretmenler, müdürler, hademeler, güvenlik görevlileri…

Askerler, polisler, gece bekçileri, gündüz nöbetçileri…

MİT’ler, istihbaratçılar, derin güçler, enginde seyredenler…

Gardiyanlar, müdürler, amirler, memurlar, şefler, işçiler, işverenler…

Sendikalar, sivil toplum örgütleri, başkanlar, yardımcıları, yönetim kurulları…

Cemaatler, hizmet ehli olanlar, aşiretler, ağalar, paşalar, yandan çarklılar, hepsi bizi korumaya çabalıyor.

Korumak için çok çeşitli alet ve edevatlar kullanılır. Çoğu da sağlığa faydalıdır. Biber gazı mesela; Aç kaldığınızda soluyabileceğiniz çok sağlıklı bir gaz türüdür, besindir anlayacağınız.

Üstüne cop da var, tekme de, tokat da…

Gerektiğinde tank da var, top da, 7.65’lik de, otomatik silah da…

Eğer birilerini korumaya kendinizi adamışsanız, sonucuna da katlanmanız gerekir.

Birini korumak için, binleri feda etmeyi hesaplamalısınız.

Sadece can korunmaz elbet.

Bedenini ve ruhu korumak da gerekir.

İnsanların psikolojisini sağlama almalı, dış etkilerden korumalı…

Çocukları zararlı alışkanlıklardan korumalı, zararlı yayınlardan uzak tutmalıyız…

***

“Koruma”yla dalga geçtiğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Korumanın zamanı ve zeminine, korumaya soyunanların kimliğine, kişiliğine takıldım.

Herkes, kendi dünya görüşüne göre bizim üzerimizden hesap kitap yapıyor.

Biz hariç, herkes korunmamız gerektiğini söylüyor.

Sağ iktidarlarda da, sol iktidarlarda da…

İnançlılar da bizi koruyacak, inançsızlar da…

Teröre karşı olanlar da bizi korumaya niyetli, terörden nemalananlar da…

Hırsızlar da bizi koruyacak, uğursuzlar da…

Yetim malı yiyenler de, bizi soyup soğana çevirenler de…

Sağlık Bakanlığı da bizi koruyacak, Maliye Bakanlığı da…

Ekonomistler de, gıda güvenliğiyle uğraşanlar da…

Ulaştırmacılar da, yolda bırakanlar da…

İnşaatçılar da, ziraatçılar da…

Çevreciler de bizi korumaya çabalıyor, deprem uzmanları da…

***

Korumak için birilerine ihtiyaç yok aslında, vicdan ve ahlak yeterlidir…

Bunlar eksikse eğer, bütün uğraşlara rağmen, her gün insanlar ölmeye devam edecektir. Üstelik de çoğu korumaya çalışanların eliyle…

Trafik kazasında yitiriyoruz binlerce insanımızı. 30 yıldır inadına insanlarımız ölüyor, dağda ve ovada…

Çocuklar kaçırılıyor, yetim bırakılıyor, köprü altlarına terk ediliyor, iğrenç insanların eline düşüyor.

Üç kuruş için katledilen bedenlere tanıklık ediyoruz.

Daha çok kazanayım diye, daha çok insanları öldürenler çıkıyor.

Bozuk gıda üretiyoruz, Tarım Bakanlığı onaylı, Sağlık Bakanlığından izinli…

Sonra aynı ürünleri bakanlığın sitesinde deşifre ediyoruz.

Devletin yetkililerinin ortak olduğu şirketlerin ürünü bozuk çıkıyor, gramajı noksan…

İçkiyi devlet üretiyor, uyuşturucuya ortak olan devlet üyeleri bulunuyor…

Kumarın anası devlette, babası birilerinin de aralarında bulunduğu mafyada…

Kürtaj yapan da bir şeyleri koruyor, kürtaja karşı çıkan da bir şeyleri korumaya çabalıyor.

Ve hepsinde esas olan kendini korumaktır, parsayı (para-güç-makam-mevki ve saltanat) toplamaktır.

Gerisi ise yavan başlayan ve kötü giden berbat bir hikâyeden farksızdır.

Twitimden seçmeler
“Solcudan Halk Şairi Olmaz” Uğur Işılak’la söyleşi yaptım. Işılak, birilerini fena kızdıracak sözler söyledi.
Yakında...
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler