4 Haziran 2012 Pazartesi

Yazardan siyasetçi olur mu?



Nazik konuları köşeme almaya devam ediyorum. Dün “Bütün yazarlar birer sazandır!” dedik ama istisnaları da tek tek açıkladık. Ve sazanlığın nereden geldiğini, kaç türlü olduğunu, buğulamasının veya közde pişirilmesinin mümkün olup olmadığını izah etmeye çalıştım.

Bugün ise yine çok merak edilen bir konuyu gündemime alıyorum; yazardan siyasetçi olur mu, olmaz mı?

Belki son söyleyeceğimi ilk önce söyleyip; “olmaz” dememi bekliyorsunuz ama demeyeceğim, yazının sonuna saklayacağım.

Bunun için öncelikle “yazar” ve “siyasetçi” arasındaki ayrımı iyi analiz etmek gerekiyor.

Siyasetçiyi tarif etmeme gerek yok, zaten her gün ya “dua” ediyorsunuz, ya “beddua…”

İkisinin arası var mıdır bilmiyorum ama ikisinin de çokça yapıldığını çok iyi biliyorum.

O zaman biz siyasetçileri sizin algılamanıza bırakıp, yazarları tarif edelim. Böylece yazardan siyasetçi olur mu, olmaz mı kararını siz verin.

Ancak bu yazımda yazarın sazan olup olmamasıyla ilgili değilim. Hatta yandaş olup, muhalif kalanını da dikkate almıyorum.

Genel çerçeveden yazar profili çizmeye çalışacağım…

Yani “iyi yazar”dan bahsediyoruz, tombalak açanından değil…

***

Yazar, yazı yazan demektir… (Çok mu klasik oldu. )

O zaman yazar, toplumun derdiyle dertlenendir, sevincine ortak olandır deyip, ruhunuzu okşayayım.

Belki söze şöyle de başlayabilirim; yazar, toplumun gözü, kulağı ve dilidir… (Hemen itiraz yükselecek ve “o gazeteciydi” diye haykıracaksınız.)Farkı yok aslında. Gazeteci haber yapar, yazar haberin ruhunu yakalar…

İşte bu…

Yazar, olayların görünen yüzünün dışında kalanları yansıtmaya çabalayandır.

Hiç kimseyle bağı yoktur. Hiç kimsenin alınıp alınmaması onun ilgi alanına girmez. Önemli olan toplumun faydasına kalem oynatmaktır. Zulme rıza göstermemektir. Devletçi bir bakış açısının, halkçı bir bakış açısına döndürmeye çabalamaktır. Ayrımcılığa karşı durmaktır da yazarlık… (Her türlü ayrımcılık, bu kategoriye girer; dil, din, ırk, mezhep…)

Ama anayasada yazdığı gibi değil, özümseyerek, inanarak ve gerçekten içinden gelerek…

Yalan dolanla işi olamaz yazarların.

Kimseyi kandırmaya ne zamanları vardır, ne tahammülleri…

Sigara kâğıdına not alanlar içinde yazar bulamazsınız. (Benim gibi “hiç not almayan” ama her harfi kafasına yazanlar da vardır.)

Genellikle hepsi dağınıktır…

Arkasından toplayanının olması gerekir ama bu dağınıklık, asla kimseyi rahatsız edecek bir dağınıklık değildir.

Gerçekten yazar olanların çok parası olduğu görülmemiştir. (Bakmayın siz milyarlarca transfer ücreti alanlara. Onlar yazar değil, söyleneni yazanlardır…)

Yazarlar “Doğrucu Davut”tur diye özetleyebiliriz aslında.

Ama her doğrunun her yerde söylenmeyeceği çok da umurunda olmayandır…

Yazarlar, içinden geleni yazanlardır…

Toplumun beğenip beğenmemesi, siyasi partilerin hoşlanıp hoşlanmaması, muhataplarının haz alıp almaması çok da umurunda değildir.

Aykırı kişidir çünkü yazar…

Herkesin gördüğünün dışında gördüklerine odaklanmıştır ve konuya daldığı yer, toplumun aşina olduğu yer değildir.

Yazar eşeledikten sonra gün yüzüne çıkanlar, hiç de yabancı gelmemeye başlar…

Ve yazarlığın en güzel yanı, “belli dönemler için” değil, her dönem için görev yapmasıdır…

***

Siyasetçi mi, biliyorsunuz ya…

Peki yazardan siyasetçi olur mu?

Önümüzde mevcut seçenekler var…

Mesela AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar…

AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner…

Ve BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder…

İlk ikisi “gazeteci-yazar”, sonuncusu ise aynı zamanda yönetmen…

Yazımın başında sorduğum soruya cevabı ben vermeyeceğim, kendileri verecek…

Her üç vekilde, henüz göreve başlamalarının üzerinden üç ay geçmeden, “yazarlığa dalış” yapmanın yolunu aradılar…

AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Star’daki yazılarına yeniden başladı.

AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner de Star Açık Görüş’te her Pazar “bir makale” yazma şeklinde yazarlığını sürdürüyor…

BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise bir taraftan yeni yapacağı filmin hayalini kurarken, diğer yandan da yazı yazmayı sürdürüyor…

Ve üç siyasimiz de “tartışma programlarının aranan isimleri” olduklarından, televizyonların halen gediklisi olarak ekranlardaki yerlerini sıkça alıyorlar…

Bakın, ben bir şey söylemedim…

Kendi icraatlarından cevabını yansıttım.

Çünkü, yazarlığın hassasiyetiyle, siyasetçininki bir değildir.

Yazarken “oturup eleştirmek” kolay sanılır ama aslında eleştirmek de kolay değildir.

Ama eleştirdiklerinle yüzleşmek, işte orası sıkıntının baş kaynağıdır…

Çünkü bir anda roller değişmiş, düne kadar “yanlış yaptıklarını” açıkça söylediklerinin yerini almışsındır ve sen doğru yapmak zorundasın…

Buyurun bakayım, tarihteki en büyük sansür olarak algılanacak “ses kayıtlarını yayınlayanlara beş yıl hapis” taslağını izah edin, 250’inci maddeyle ne yapılmaya çalışıldığını açıklayın ben de “yazardan siyasetçi olur!” diyeyim…

Olur ama nasıl oluru da siz gösterin…

Twitimden seçmeler
Yeni Şafak’ta, şafağın nasıl attığını Ali Akel’in yazısıyla öğrendik. Peki Cumhuriyet, Milliyet ve Hürriyet’te nasıl şafak atıyor?
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler