5 Haziran 2012 Salı

Ve büyük gün geldi!



Sabah yatağından kalktı, sağına, soluna bakındı. Her şey aynıydı ama bir farklılık olmalıydı, bugün çok değişik bir gündü ve bugünün bir etkisi her bir yana yansımalıydı.

Kalktı…

Hava soğuk değildi ama afili olsun diye ropdöşambırını sırtına geçirdi. Eğilip, terliği de giyinerek lavaboya yöneldi. Önce aynaya baktı, farklıydı canım, çok farklıydı…

Elini yüzünü yıkayıp, saçını taramak için elini uzattı ama pek de gerek kalmadığını görüp iç geçirdi. Neyse ki, arka tarafta el atacağı birkaç tel saçı kalmıştı.

Mutfağa geçti, kahvaltı hazırdı…

Selvi hanımda bir değişiklik olup olmadığına bakacaktı ki, sonra gülüp geçti. Kendisi büyük buluşmaya gidiyordu, eşi değil ya. “İlahi” diye içinden güldü, dışına yansıdı elbet.

Selvi hanım merak etmişti, eşinin bugün keyfine diyecek yoktu. Gülümsüyordu bile, hayret…

-Hayrola, rüyanda iktidar olduğunu falan mı gördün?

-Yok ya, bugün büyük buluşma var. İlk kez fikirlerim dikkate alınacak ve ülkenin kanayan sorununa 5 dakikada çözüm bulacağım, sevincim ondan.

-Yani 30 yıldır bulunmayan çareyi beş dakika da mı buldun, nasıl bir icat bu, yeniyor mu?

-Senin de keyfin yerinde, bakıyorum da kafa buluyorsun ama sorunu çözeceğim göreceksin.

-Aman merdivene dikkat et, yine ters binersin de, başıma iş açarsın.

-Yok ya, artık yürüyen merdiven de kullanmıyorum, asansöre de binmiyorum. Bütün terslikler beni bulur.

-Gideceğin yeri biliyor musun, hani Mersin’i karıştırdın, İzmir’in yerini şaşırdın, başbakanlığı da karıştırmayasın!

-İlahi Selvi hanım, takılacak başka birini bul, ben hazırlanmalıyım…

***

Yatak odasına geçip, Selvi hanımın hazırladığı kıyafetleri özenle giyindi. Bugün çok önemliydi ve farklı bir tarzda giyinmeliydi. Önce şortla çıkmayı düşündü ama sonra vazgeçti. Hâlbuki çok sivil durabilirdi.

Aslında kongrede giyindiği ve büyük sükse yaptığı Etro gömlekten bir tane daha almak istedi ama çok pahalıydı ya, halkın iştahı çeker, ayıp olurdu.

Sonunda hazırdı, bir kez de boy aynasından baktı. Üfff be analar ne evlatlar doğururmuş…

***

Evden çıktı, makam şoförü kendisini bekliyordu, önce partiye gitmeli, arkadaşlarla istişare yapmalıydı.

Kısa süre sonra partide kurmaylarıyla buluştu, çaylar söylendi, 10 maddelik plan ortaya çıkarıldı. İlk kez bu maddeler gün yüzüne çıkmıştı, ilk kez böylesine dâhiyane plan, masanın üzerine konmuştu.

O ara çaylar geldi, çaycı sağ bir baştan tavşankanını dağıtmaya başladı. Kafa kafaya veren partinin üst kurmayları da her bir maddeyi ele alıyor, sonra da tartışıyorlardı.

O arada nasıl olduysa birisinin kolu çay bardağına değdi ve çay döküldü. Çaycı atıldı hemen, “merak etmeyin” deyip, beline bağladığı havluyla silip, ıslanan kâğıdı da alarak çöpe attı, yerine yeni bir kâğıt bıraktı…

***

Artık hazırdı, kurmayları da onaylamıştı. Kimse bir şey diyemez, parti içi muhalefetin hedef tahtasına oturtulamazdı…

Masadan on maddelik planın yazılı olduğu kâğıdı alıp, özenle iç cebine koydu…

Bu gidiş çok önemliydi.

Tarihe adı altın harflerle yazılacak, anaların ne evlatlar doğurduğundan herkes bahsedecekti.

Şoför, nereye gidileceğini sordu, o da cevap verdi.

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!” demeyi ne de çok isterdi. Yeni bir Kurtuluş Savaşı’ndan bir farkı yoktu bu gidişin…

Bu gidiş, ülkenin önünü açıştı, bu gidiş, barışa ve kardeşliğe uzanan bir köprüydü.

Bu gidiş, aynı zamanda 30 yıldır akan kanın durması demekti…

Bir süre sonra geldiler…

Şoför hızla inip, kapıyı açtı, buyur etti.

Yerinden kararlı bir şekilde kalkarak kapıya doğru adeta dans ederek gitti. Bir çalımı vardı ki, anlatılmaz. Adeta yürümüyor, akıyordu…

Aslında o, geleceğe akan bir liderdi…

Başbakan kibar adamdı, kapıda karşılamış, elini sıkmıştı.

Birlikte içeriye girdiler, gazetecilerin görüntü almasına izin verdiler ve sonra baş başa kaldılar…

Büyük bir çalımla 10 maddelik çözüm paketini cebinden çıkardı, başbakana gururla uzattı.

“Yıllardır beceremediğinizi ben becerdim” der gibiydi.

Hatta “bak bana, bir daha bak, bu karşında duran, geleceğin en önemli ismi olacak” diyordu sanki…

Başbakan, uzatılan kâğıdı alıp, dikkatle ve özenle açtı.

O da çok heyecanlıydı.

Bugüne kadar gelen başbakanların, aklına gelmeyen neydi acaba.

Sahi kendisi nasıl düşünmemişti…

Neyse, merak etmektense kâğıdı okumayı tercih etti ve başladı okumaya…

Pardon başlayamadı, boş kâğıdın nesini okuyacaktı…

***

“Ah ulan çaycı ah!” diye inleyerek hızla başbakanlıktan çıktı.

Kameralar görüntü alıyor, herkes “Ah ulan çaycı ah!” diye kimden bahsettiğini merak ediyordu. Yakalasalar soracaklardı ama kim tutar artık!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler