3 Haziran 2012 Pazar

Bütün yazarlar birer sazandır!


Bekir Coşkun, darbe yapmayan generallere “Tasmalı General” demişti de kimsenin gıkı çıkmamıştı ama “Tasmalı gazeteciler” deyimini çağrıştıracak “bazı gazetecileri tasmalarından kurtardık” sözü bizim camiada kıyametin kopmasına neden oldu.

Zaten bizim camiada kıyamet dediğin, sabah kahvaltısında yenen peynir ekmek gibidir. Her sabah bir kıyamet koparabiliriz anlayacağınız.

Bizim camiada öyle Maya takvimini elimize alıp, “ne zaman kıyamet kopacak” diye hesap da yapmıyoruz, çetele de tutmuyoruz.

Ama bugünkü yazım farklı…

Bugün “Bütün yazarlar birer sazandır!” diyeceğim ve yine kıyamet kopacak. Eleştiri okları bu kez bana yönelecek. (Eee biz kaçın kurasıyız, önce tepkileri en aza indirip, açılacak dava sayısını düşürmek için bazılarını eleyelim…)

Öncelikle “yazar” derken, günlük makale ve fıkra yazarlarını kastediyorum, Orhan Pamuk gibi Nobel Ödüllü kitap yazarları mevzumuz dışında…

Çiçekten, böcekten, güllerin rengi, kuşların endamından bahsedenler de konumuza uygun değil.

Mesleki yazarları da kastetmediğim çok açık. Dini veya sağlık bilgisi aktaran hocalarımız da konumuz dışında.

Söz konusu gündem olduğuna göre, gündemi yazanlar veya gündemi belirlediği sananların sazanlığıyla ilgiliyim.

Gelelim eleyeceklerime…

Bir gün önce eline tutuşturulan konuyu köşesine taşıyan, sazan değildir, o başka bir şeydir… (Siz yazar yerine, söyleneni yazan diye değiştirebilirsiniz. Biz buna yeri geldiğinde terör örgütü üyesi de diyebiliyoruz.)

Yağcılar da sazan değildir. (Onları henüz tasnif yapamadık. Bir tek buna çare bulamıyoruz. Bir de tıp ilerledi falan filan diyorlar ya ona yanıyorum.)

Siyasilere, bürokratlara veya bazı güç odaklarına yaranma endişesi olanların sazanlıkla alakası yok, onlara uyan çok başka sıfatlar zaten var. (Bunlar yağcı değil, belki yardakçıdır ya da ne bileyim ‘ben de sizdenim’ mesajı yollamayı çok sevendir.)

Başka yerden aşırdıklarını köşesine taşıyanlar ise muhatabımız değil, zaten onlar yazar değil. (Kısaca fikir hırsızı deyip, aşağılamak gerekir ama onlar aşağılanmaya dünden hazırlar.)

Her şeye muhalif olmak için kırk dereden su getiren ama getirdiği sular bir işe yaramayanlar da “sazan” sınıfına girmez. Onlar da “inatçı keçi” denip, bir kenara bırakılabilir ama işi keçiliğin ötesine götürenler de olunca söylenecek pek bir şey kalmıyor…

***

Yandaşları, muhalifleri, araklamacıları, söyleneni yazanları, yaranmacıları bir yana bıraktıktan sonra ortada ne kaldı ki, diyebilirsiniz. Aslında çok var. Ve onların hepsi de koca birer sazan. Ama ne buğulaması olur, ne közde pişirilir. Sadece “bugün ne sazanlık yapmış” diye bakılır. Bazen söylediklerinden nasiplenirsiniz, bazen “yahu gündemine aldığın konu mu?” diye eleştirirsiniz…

Ama aslında o sazanlar ikiye ayrılır. Birincisi “gündemi yakalama derdinde olanlar”, ikincisi ise “gündemi yakaladığını sananlar”dan başkası değildir.

Gündemi yakalama derdinde olanlar, “Okurum konuyla ilgili ne düşündüğümü merak eder” diye alır eline kalemi (şimdi bilgisayar var ya) sonra başlar yazmaya. Öncesinde araştırma bile yapar. Yahu bu konunun esası nedir, aslı, astarı var mıdır diye emek harcar, kafa patlatır ve sonunda okuruna “önemli bilgileri” aktarır. Ve bir de bakar ki, sazan olmuş… (ama gündemi yakaladığını sanan sazan gibi değil)

Çünkü ortaya atılan konu, gündemi değiştirmeye dönük bir manevradan başka bir şey değildir. Söyledikleri doğrudur, yazdıklarında gerçeklik payı vardır, görüşleri kendi görüşleridir ama dümenin suyuna gitmiştir.

Birileri, “gündemde tutulmaması gereken konular” için, “gündemde tutulacak” konular servis eder. Bu bazen başbakandır, bazen muhalefet partisidir, bazen güç odaklarıdır, bazen de medya organlarının bizzat kendisidir.

Diyelim başbakan çıktı, “Kürtaj cinayettir” diye, binlerce yıldır bildiğimiz gerçeği söyledi. O zaman bunun cinayet olduğunu “yazarım” diyenler gündemine almalı… (Alimallah sonra “ayyy sen daha bu konuyu yazmadın mı?” diye eleştirilebilir, ayıplanabilir…)

Karşı tarafta da “Kürtaj bizim hakkımız, söke söke öldürürüz (pardon) alırız” diyenler de balıklama atlamalı.

Ve bir tartışma başlamalı, kızılca kıyamet kopmalı.

Birisi canı kurtarma derdiyle kalemini döndürürken, diğeri “hak” kavramının ne manaya geldiğini bilmediğinden “can almayı” savunmak için canını dişine takar…

Elbette arada olan olur, çimenleri ezen filler menzile doğru ağır ağır yol alır. Mesela ceza kanununda bazı maddeler usulca değişir. Mesela ses kaydını yayınlayanlara beş yıl ceza verilmesi geçer, gider. Artık darbecilerin yediği nanelerden bilgi vermek yürek ister.

Sonra, nasıl olduğunu anlamadığınız bir şekilde birden her şey durulur; Sessizliğe bürünür benim ülkem…

Sazanlarımız ise günü geçiştirecek mevzulara takılır kalır. Üçüncü sayfa haberlerine bakan olmaz. Çöpten ekmek toplayanlar, sabaha kadar sokakta kalanlar, dayak yiyenler, bir köşe başında hayatını kaybedenler “muhalif” yazarların “konu bulma” kaygısından öteye gitmez. Memura verilen zammın oranı, işçinin alamadıkları, esnafın derdiyse arada kaynayıp gider.

Ve derken bir başka konu gündeme girer…

Bizim iki türlü sazanlarımız da hazırdır…

Bilgisayarın başına geçer, klavyenin tuşlarına dokunur ve araştırıp, soruşturduğu konuyu okuruna “sağlıklı” bir şekilde aktarmaya çabalar ama bir sazan olarak konuya atladığının farkına varmaz.

Birinci kategoriye giren “sazan olmak” için yazıya başlamamıştır, derde derman olmak için kalem oynatmıştır. İkincisi ise zaten sazan olduğu için “aha da gündemi yakaladım” diye sevinç naraları bile atmaya başlamıştır.

Aslında birinci türdeki sazanlar tehlikeli değildir. Bu satırların yazarı da zaman zaman birinci tür sazanlar arasında girdiği olur.

Ama asıl sazanlık; Kulağına üfürülen yanlış bilgiye hiç düşünmeden atlamaktır.

Diğerine ise “gündem sazanı” diyebilirsiniz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler