23 Mayıs 2012 Çarşamba

Piyasayı rezil ettiler!


Üstünüze afiyet, bir süredir babamın kalp yetmezliği nedeniyle hastalıkla uğraşıyorum. Şükür durumu düzeldi, evde istirahat ediyor. Hali üzere de “geçmiş olsun”a gidenler var ve çoğu da yaşıtları. Hal böyle olunca da konu dönüp dolaşır ve emekli maaşına gelir ama nasıl?

Dün memurlar bir gün süreyle iş bıraktı, etkisi ise bir gün önce babamlardaydı. Bir amca, “yarın memurlar grev yapacakmış” diye lafa girdi ve benden izahat istedi.

Dilimin döndüğünce memurların iş bırakma eyleminin gerekçesini açıklamaya çalıştım ama sözüm sık sık “ama emeklilere de zam vermediler ha!” diye kesiliyordu.

Tam anlatacağım, “ama emeklilere de zam vermediler ha!” diye bir kesinti gelince konuyu emekliye getirip, kısa yolda yeniden çalışanlara geliyordum ama bir türlü “ama emeklilere de zam vermediler ha!” nedeniyle sözlerimi tamamlamam, aslında ne demek istediğimi de anlatmam mümkün olmadı.

Yaşlı amcalar ne dediğimi anlamıyordu. Çünkü onların beklediği cevap dilimden dökülmüyor, “emekliye zam verdiler” türü bir şeyler mırıldanmıyordum.

Hükümet memura “üç buçuk” teklif etmiş, grev hakkı yokmuş, iş güvencesi isteniyormuş, eşit işe eşit ücret safsataymış, 4-C’liler diye “zenciler” varmış, 4-B gibi henüz sınıflamaya girmeyen çalışan varmış, taşeron işçilere adeta köle muamelesi yapılıyormuş…

“Ama emeklilere de zam vermediler ha!”

Sonra milletvekillerine bir gecede zam yapanlar, memura aylarca zam yapmıyormuş…

Askere zam var, müsteşara zam var, genel müdüre zam var, üstüne kaynak da var.

Memura gelince zam da yok, kaynak da…

“Ama emeklilere de zam vermediler ha!”

İnanın ne ben de ne dediğimi bilmedim, onlar da ne anlattığımı.

Çünkü yıllarca devlete hizmet etmiş, elini eteğini çekmiş eli öpülesi bu insanlarımız üç kuruşluk maaşlarına zam istiyorlar, diğerleri teferruat…

***

Eskiden işçiler grev yaptığında yaşlı amcalarımız kızardı; o kadar maaş alıyorlar, bir de beğenmiyorlar.

O maaşı bulamayanlar var, diye…

Şimdi de benzerini söylüyorlar…

Çünkü avam tabiriyle “piyasayı rezil edenler” var…

Taşeron işçiliği bunlardan birisi.

Çok daha az paraya, çok daha fazla iş yaptırıp, çalışanın hakkını düşünmemeyi gelenek hale getirdiğinizde, işçiye ve memura ödediğiniz para fazla gelmeye başlar.

Düşük tutulan ve sadece karın tokluğuna yetmeyecek bir asgari ücret belirlediğiniz zaman, memura ve işçiye verdiğiniz gözünüze gelmeye başlar.

Yaptığınız teşvik tedbirleriyle yatırım yapan işverenlerin çalışanına ne kadar ödediğini bilmediğiniz zaman, işçinin ve memurun maaşı size fazla gelmeye başlar.

Sigortasız çalışanlar, bir asgari ücreti iki işçiye pay edenler, el konulan ATM kartları, yapılmayan SSK ve diğer hayata geçmeyen iş güvenceleri olduğu müddetçe çalışana ödenen para fazla gelmeye devam eder.

Bütün güvencesi patronun iki dudağı arasında olan çalışanların, hak talep etmesinin mümkün olmadığı bir yerde “hak” ve “hukuk” talebinde bulunmak, çalışanın emeğinin karşılığını vereceğini beklemek mümkün değildir.

Türkiye’de esas olan emeğin ucuzladığıdır.

Eskiden kutsal bilinirdi emek…

Çalışanın hakkının alnının teri kurumadan verilmesi öğütlenirdi.

Bütün bunlar bir nostalji oldu hayatımızda ve biz artık gerçekleri yaşıyoruz.

Türkiye’nin ekonomisi büyüdükçe insanların kazancı küçülüyor.

Türkiye büyüdükçe çalışanlar küçülüyor…

Türkiye demokratikleştikçe, daha fazla verilmesi gereken haklar iç edilmeye uğraşılıyor.

Türkiye büyüdükçe köle olarak görülen çalışanın sayısı artıyor.

Bu hengâmede “Ama emeklilere de zam vermediler ha!” diye dert yananı kim düşünecek?

Bugünün çalışanları, yarının emeklileri olacak ve bu devran hiç değişmeden sürüp gidecek.

Bugün “çalışanın maaşına zam talebinde bulunanlar”, yarın emekli olduklarında “emeklilerin maaşına zam” düşünecek, başka bir şey aklına gelmeyecek.

Ve her zaman olduğu gibi tok acın halinden anlamayacak.

Karnı tok, sırtı pek olanların, emeğin karşılığını hesaplaması mümkün değildir.

Bunun hangi parti olması bir şeyi değiştirmeyeceği gibi, hangi kurum veya kuruluş olması da bir şeyi değiştirmeyecek.

Çalışanın emeğiyle kalkınanlar, çalışanın emeğini yok saydıkça, biz emeğin kutsallığını haykıramaya devam edeceğiz.

Dün de bu böyleydi, bugün de böyle. Yarın bunun değişeceğine dair tek bir umudun olmaması ise işin en kötü tarafı…

Twitimden seçmeler
Mecburen bakmak zorunda kaldığım televizyondan kurtuldum, balkon keyfim başladı ya artık kim tutar beni. :))
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler