14 Mayıs 2012 Pazartesi

Pervasızlık böyle bir şey!


Bazı meslekler “dayatmaya” yatkındır, bazı meslekler ise asla dayatma kabul etmez. İşin aslına baktığınızda ise insanlar, yaratılışı gereği dayatma kabul etmez. Her ne kadar kendisi etmese de, “dayatma arzusu” bazılarında çokça görülür.

Söz gelimi -genlerinde mi var ne- bazı askerler dayatmayı çok sever.

Darbeler, bu içgüdünün dışa vurumu olarak kendisini gösterir.

Ancak, bazı meslekler de hayatiyetini özgürlükten alır.

İlk örnek gazetecilik ve yazarlıktır.

Sanatın her dalını da buna ek yapabiliriz.

Hukukçuların da dayatmadan haz etmeyeceği bilinir.

Özellikle savunma makamında olanların, bırakın dayatmayı, en ufak hak ihlaline bile karşı dururlar/durmaları gerekir.

İstisnalar da elbet var.

Hiç olmayacağı biline biline “darbesever gazeteci-yazar” görürsünüz.

Yine hiç olmayacağına inanırız ama karşımıza “darbesever hukukçu” çıkar…

El etek öpenler, saygılarını sunmak için sıraya girenler, aldığı talimatları karar diye yazanlar ve daha neler neler...

Türkiye böylesi dönemleri çok gördü.

Özellikle 28 Şubat sürecinde “yargının ayıbı” halen konuşulur ve bu ayıp, kara bir leke olarak da hukuk tarihine geçecektir.

O dönemleri anlamak aslında çok da zor değil.

Dik durup, onur ve şerefini koruyamayanlar, “koltuklarını korumayı” seçince, ortaya acınacak durumlar çıkıyor elbet.

***

Peki o zaman öyle de, bu zaman neden böyle, onu anlamakta zorlanıyorum.

Özellikle de İstanbul Barosu’nu.

Darbe davalarını cansiperane savunması, “ne oluyor” dedirtirken, Balyoz davalarına avukat göndermemesi işin dozunun kaçtığını gösteriyordu.

Özellikle başörtü düşmanlığı, İstanbul Barosu’nda geleneksel hale geldi.

Elazığ Barosu’nun bir hakkı iade ederek başörtülü avukata stajyerlik yaptırması, İstanbul Barosu’nun başörtüsü düşmanlığını kemikleştirdi.

Her konuda olduğu gibi “aşırı düşmanlık gözleri kör etmeye” başladı.

Çok sevdiği darbeciler gibi pervasızlaşmaya başladılar.

Başörtüsü düşmanlığı, cinsiyet ayrımcılığının da ötesine geçti.

Şimdi sadece kadın avukatlara değil, erkek avukatlara da “başörtüsü yasağı” getirdi.

Bunun için verilmiş cezası bile var.

Dalga geçmiyorum.

İstanbul Barosunun pervasızlıkta sınır tanımadığını, kendi uygulamalarıyla özetliyorum.

Tarihe geçecek uygulamaya imza atan baro, bir erkek avukata “başörtülü olduğu” gerekçesiyle uyarı cezası vermiş.

2008 yılında Evren Aksoy adlı “erkek avukat”, bir uyarı cezası almış.

Cezanın “izahat”ında ise garabetin ayrıntıları gizlenmiş…

“13.06.2008 tarihinde İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi kaleminde türbanlı olarak işlem yaptığınıza ilişkin hakkınızda tutulan tutanak gereğince, Meslek Kuralları’nın 20'nci maddesine aykırı biçimde davrandığınız anlaşılmaktadır.” denmiş…

Yani erkek avukatın, türbanlı olarak duruşmaya girdiği bir duyum değil, bizzat tutanak tutularak tespit edilmiş…

Elde belge var, boru değil ya…

Mesleklerinin kuralı bile varmış…

Bu kural gereğince birileri de 28 Şubat’ta “emirleriniz başım üstünde” diyerek dikte edileni, karara dönüştürmekte gecikmemişti.

Bu kadar değil elbet, devamı var…

Metnin son bölümünde ise, “Yönetim kurulumuz, 26.06.2008 günlü toplantısında Meslek Kuralları’nın 20’nci maddesinin öngördüğü biçimde uyarılmanıza, direnme durumunda disiplin yönünden gereğinin yapılacağının tarafınıza bildirilmesine karar vermiştir.” denmiş.

Koca koca adamlardan oluşan yönetim kurulu toplanmış.

İşi gücü bir yana bırakmışlar…

Ailelerinden, çocuklarından zaman çalmışlar.

Bazı davalara da sırf bu nedenle girmemişler.

Çok önemli işleri varmış.

Yönetim toplanacak, hukuka aykırı davranan avukata haddini bildirecek.

O zaman, bütün işler askıya alınabilir, önemsizler de halının altına doğru itilebilir.

Ve savunmayı temsil eden avukatların oluşturduğu en güzide kurumdan yasakçı karar çıkarmanın hazzına varırlar.

Hem de erkek avukata, başörtüsü yüzünden.

Yönetim Kurulunda olanlardan hiç birisinin aklı başında olmamalı ki, “yahu Evren bizim arkadaş, o erkek! Başörtüsü takma alışkanlığı da yoktur” dememiş.

Çünkü o kararları akıllarınla değil, başka yerleriyle alıyorlar.

Hınçlarıyla mesela, kinleriyle, öfkeleriyle, pervasızlıklarıyla…

Kusura bakmasınlar, İstanbul Barosu, darbecilere verdiği destekle, bir hak olan başörtüsüne olan düşmanlığıyla, barodan başka her şeye benzediğini göstermiyor, haykırıyor!

Genç nesil hukukçulara tavsiyemse; eğer pervasızlığın nasıl bir şey olduğunu bilmek istiyorsanız, darbe dönemlerinde yapılan hak ihlallerine ve İstanbul Barosu’nun yaptığı uygulamalara bakın…

Hiç tereddütsüz, notlarınıza “pervasızlık tam da böyle bir şey işte” diye yazabilirsiniz…

Twitimden seçmeler
Ya ben çağlar ötesindeyim ya onlar. Ya ben bu kentte yaşamıyorum ya onlar. Bana göre her şey eksik, onlara tamam.
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler