28 Mayıs 2012 Pazartesi

Ölü sevicilerin cinayet algısı


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kürtajın cinayet olduğunu, sezaryenin gereksiz yere yapıldığını söylemesinden sonra bazı kesimlerden çok ilginç tepkiler geldi.

Tepki gösterenler, “kürtajın bir hak” olduğunu, “sezaryenin normal bir doğum şekli” olduğuna vurgu yapıp, kadınların hakkının elinden alınmaması gerektiğini söylüyorlardı. Hatta bunu ileri götürüp, CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka gibi “Vajina bekçiliği yapmayın!” diye çıkışanlar da vardı… (Ahlaki yönüne girmiyorum, herkes ağzına yakışanı söyler)

Ama “vajina bekçiliği” farlı…

Doğrusu bu ülkede ve aslında dünyanın birçok yerinde vajina bekçiliği yapan, kürtajı eleştirenler değil, bizzat ondan nemalananlardır. Bunu ticari bir sektör halinde getirenlerdir.

***

Asıl değinmek istediğimse İstanbul Feminist Kolektif’in eylemi…

(Bir not düşeyim, Feminist Kolektif’in sözcüsü, 17-18 yaşlarında genç bir hanım kızımızdı. Diğerleri orta yaşın üstünü çoktan geçmiş. Merak ediyorum, Kürtaj hakkımız diye bağıran bu hanım kızımız, bu hakkını kaç defa kullanmış?)

Kadınlar, eylemde “Cinayet dediğin erkek şiddeti, kürtaj dediğin kadınların tercihi”, diye acayip bir laf etmişler…

Erkek şiddetiyle, kürtajı nasıl yan yana getirmişler doğrusu anlayamadım. Hani “bir laf söyleyelim de afili olsun” diye düşünenler, “bir şeyler karalayıp, bunu da slogan şeklinde söyleyelim” demiş olmalılar…

Kürtaj, kadının “tek” tercihi değildir. Çünkü kürtaja gelmeden önce bir sürü doğum kontrol yöntemleri vardır ve bu bir tercih değildir. Belki kürtaja “zorunluluktur” diyebilirsiniz.

Zaten dünyanın hiçbir yerinde “sağlık” söz konusu olduğunda kürtaj yasaklanmaz. Sorun, kürtajı “normal bir operasyonmuş” gibi gösterme yanlışlığında ve bunun bir ticari sektör olarak gün geçtikçe büyütülmesinde…

Sezaryenle doğum da aynı. Normal doğum varken, sezaryenin tercihi, bebeğin ve annenin sağlığı söz konusu olduğundadır. Doktor, olabilecek riskleri aileye anlattıktan sonra karar verecek olan ailenin kendisidir, başkası değil.

Eylemde, “Kürtaj hakkımdan başbakana ne?” gibi bir başka zekâ fışkıran laf etmişler. Bir ülkede başbakan, kadınlara yapılan zulümle ilgilenmeyecekse gitsin limon satsın…

Sonra “Rahim bizim, hayat bizim, karar bizim”, diye sahiplenmeyi, hayatı kullanmayı ve karar vermeyi anlamayacak kadar cahil olduklarını göstermişler.

Eğer karar verme durumu söz konusuysa bunu “ölü seviciliği” şeklinde değil, daha insani yönden yapma kararı alınır. Üstelik de kadınları kürtaja iten, kadınların kendi kararı değil, birlikte oldukları erkeğin baskısı/sahiplenmemesi ve daha çok da bu işi ticarete döken diğer ölü sevicilerin “yönlendirmesi” ya da “iknası”dır…

Dedim ya eylemde ilginç slogan ve pankartlar vardı. Bunlardan birisi de; “Kadınım, doğurmam, hamileyim, kürtaj olurum”

İlla öldüreceksiniz, bunun için de doğurmayacağınız çocuğa hamile kalacaksınız ve kürtaj olacaksınız. Kürtaj hakkını kullanmak için hamile kalacaksınız ve illa can alacaksınız. Siz sapkın mısınız, katil misiniz, cahil misiniz?

Oysa burada tartışılması gereken çok basit konulardır…

Hangi hallerde kürtaj olunmalı ve olunması gerektiği hallerde de yasak söz konusu edilmemeli.

Çok tartışılan tecavüzlerde kadınların “çocuğu doğurmama” hakkı konusu konuşulmalıdır. Bunun yolunun da “sağlıklı koşullarda” olmak üzere kürtaj olmaktır.

Elbette bunda da “kabul edilen süre”yi geçirmeme şartı aranmalıdır. Ruh üflenen cenin, artık canlı bir insan gibidir ve onun öldürülmesi, bir başka insanı öldürmekten farksızdır. Kürtajın yasal süresinin ve dini yönünün değişkenlik gösterdiği doğrudur. Kimi ülkeler 12 haftaya kadar kürtaja izin veriyor, kimi ülkeler 10 haftaya kadar.

Dinlere göre de bu değişkenlik gösterse de, “ruh üfleme” döneminden önce de “ciddi sağlık sorunu” yoksa kürtaja asla izin verilmiyor. Çünkü, ruh üfleme olmadan önce bile ceninin, teşekkül eden vücut organları, onun bir insana dönüşeceğinin zaten habercisidir.

Üstelik bütün bunlar sağlıkçıların tartışması gereken konu.

İnancı olan insanlar da, sağlıkçıların sözlerine ek olarak dini yönden sakınca olup olmadığına bakarlar.

Bütün bunlar zaten yıllardır tartışılıyor…

Ama her dönemde “ölü soyucuları” olduğu gibi, ne yazık ki “ölü sevicileri” de var. Kimi bunu ticari bir sektör haline getirmiş, her aşamasında sektörü büyütme derdi var. Kimi “öldürmeyi” sevdiğinden işe girer. Kimi çaresizlikten, merdiven altı kliniklerde hayatını tehlikeye atar.

Ama devletlerin insanları koruma gibi bir görevi de var. Güvenliğimizi sağlasın, huzurlu bir ülkede yaşayalım diye görev verdiklerimizin canımızı alma hakkı yoktur.

Uludere’de “Ben devletim, canınızı alırım” diyemeyecekleri gibi, kadınların da “biz kadınız, rahim bizim, kürtaj hakkımızımdır, dilediğimizde öldürürüz” deme hakları olamaz. Kürtajın bir hak bellenmesi, öldürmenin yasallaşması demektir. Esasen öldürme bir hak değildir.

Son bir şey; tartışmalarda “Tayyip bedenimizden elini çek” diyenler, “kadınların bedenini ticari meta haline getirenlere” de aynı tepkiyi gösterdiklerinde samimi olduklarına inanırım.

Gerisi laf olsun, torba dolsun, “feministler meydanlarda boy göstersin”den öte bir şey değildir.

Twitimden seçmeler
Kürtajda ölü seviciler meydanlarda, “rahim bizim, öldürürüz” diyorlar. Suriye’de de Esed, minicik yavruları katlediyor. Ben fark göremedim!
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler