13 Mayıs 2012 Pazar

Buralara kolay gelinmedi!


Adıyaman bugün önemli bir ismi ağırlıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugün Adıyaman’da…

Peki, buralara nasıl gelindi, kısa bir hafıza tazeleme yapayım…

Ortaya saçılan darbe planlarından sonra yapılan Ergenekon duruşmaları, kimi kesimlerce sulandırılmaya ve “önemsizliği” üzerine fikir yürütmeye çabalıyorlar.

Zaten “kâğıt parçası” olduğunda hem fikir olanlar da azımsanamayacak oranda. Sonrasında 28 Şubat operasyonları ve belki 27 Nisan muhtırasını kaleme alanlara sıra gelecek. 12 Eylül yargılanması ise “sembolik” de olsa devam ediyor.

Aslında aklıselim olan herkes ülkenin bugünlere gelişinin hiç de kolay olmadığını bilir.

Birkaç gündür 27 Nisan’da yaşananların perde arkası ekranlarda dillendiriliyor, gazete sayfalarında konu oluyor ama hep “bir tarafı yarım” bırakılarak…

2002 yılında iktidara gelen AK Parti, (istenen gibi olmasa da) birçok demokratik adım attı. Buna rağmen de 367 safsatasına engel olamadı.

Aslında “367” bilinçli bir rakamdı…

Yasayı yapanlar, “bize göre/onlara göre” diye farklı anlaşılacak elastiki cümle kullanmışlardı.

Kullanmasalar ne olacak ki, Anayasa Mahkemesi, yetkisi olmayan birçok konuda “bozuyorum” diyordu.

Aslında Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılınç’ın 28 Şubat’ta yaşadıkları ortaya çıkarsa, 367 kararının da kimler tarafından “zorbalıkla” verildiği daha net anlaşılacak.

1960 darbesi sonrasında ülkenin başbakanı ve bakanlarına yapılan muameleleri halen ibretle okuyor ve birilerinden iğreniyoruz…

12 Eylül’de de aynısı oldu.

Üstelik her iki darbede de hiç suçu olmayan masum insanlara zulmettiler…

28 Şubat’ta gayriahlaki fişlemeler yüzünden on binlerce, belki yüzbinlerce insan mağdur oldu.

Ülkenin başbakanı ve bakanlarına olmadık hakaretler yapıldı.

Halkın seçtiği bir hükümet alaşağı edildi.

Aşından, ekmeğinden, işinden olanların mağduriyeti yürekleri dağladı.

Ve derken darbe zihniyetliler emellerine ulaştı, derme çatma bir hükümetle süreci götürmeye çabaladılar.

Olmadı, ülke ekonomik yönden kötüye gitti.

Vatandaş bir umutla 2002 yılında AK Parti’ye yüklendi.

Aldığı misyonu yerine getiren hükümet, darbecilere karşı boyun eğer pozisyonda geçmemeye çabaladı.

Bu arada da ortada darbe günlükleri dolaşıyor, iğrenç planlar gün yüzüne çıkıyordu.

Çok ilginç bir yapılanmaya ulaşılmıştı. Darbecilerin asıl başarısı da bu farklı ilişkilerle örülü yapıydı. Bu yapının adının Ergenekon olduğunu öğrenecektik.

Ergenekon adı duyulunca, darbe planları ortaya serilince, ülke ve millet üzerinde oynanmak istenen aşağılık oyunların farkına varılmaya başlandı.

Ve derken bir gece yarısı 27 Nisan e-muhtırası yayınlandı.

Nasılsa alışmışlardı, onlar “höst” der, siyasiler bir kenara sinerdi.

Sinmezse bile alaşağı edecek planları hazırdı…

Ama hükümet sinmedi…

Daha sert bir şekilde cevap vererek, tarihte ilk kez darbe zihniyetine karşı duruldu.

Peki o gece neler yaşandı…

O gece yaşananlar, bugün süren davaların aslında bir yansıması…

Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor.

Bu millete kan kusturanlar, kan kusturacak duruma getiriliyor.

Bu ülkenin aşiret devleti olmadığı, askeri rejimle yönetilmediği ve hükümetin ve meclisin kimsenin emir eri olmadığı artık anlaşılmalıydı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in kapıyı hafif aralamasıyla öğrendiklerimiz bile, bugün yaşananların sebebini ortaya koyuyor.

İdamı göze alan bir hükümetin üyeleri, sabaha kadar çalışarak, karşı bildiri yayınlayıp, herkesin haddini bilmesini istiyor.

Bugün cumhurbaşkanlığı koltuğunda “halkın oyuyla” oturan Abdullah Gül, o gece ailesini bir yakınına emanet ederek evden çıkıyor. 12 Eylül’de yaşadıklarını, bir daha eşine yaşatmamaya niyeti yok.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Adayı Abdullah Gül ve bakanlar baş başa vererek, “bu defa değil” deme yürekliliğini gösterdiler…

Hem de “sonunda idam bile olsa” diyerek…

***

O günden sonra çok şey değişti.

Elbette her şey süt liman değildi.

Aksayan işler de vardı, mağdur kesim de, ekonomik sıkıntı çekenler de…

Demokratikleşmenin bir türlü yoluna koyulamamasının çok nedeni olsa da, atılan adımlar, atılacak adımların da habercisi gibiydi.

Bir iktidarı beğenip beğenmemek farklı bir şey ama darbe zihniyetini yerle bir etme yürekliliğini göstermek çok daha farklı bir şeydir.

İşte o yürekli insanlardan birisi de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…

Bugün Adıyaman’da…

Adıyaman’a tarih boyunca iki cumhurbaşkanı gelmişti…

Biri darbeyle koltuğa kurulan Kenan Evren’di ki, saymaya gerek bile yok…

Diğeri merhum Turgut Özal’dı…

Aradan geçen 20 yıldan fazla bir zaman sonra “halkın seçtiği” bir cumhurbaşkanı Adıyaman’ı ziyaret ediyor…

Çantasında ne var, Adıyaman’a cumhurbaşkanlığı bütçesinden bir destek sağlar mı, Kültür Merkezi yapmayı üstlenir mi, Sahabe Safvan Bin Muattal Türbesi için bir güzellik düşünür mü?.. gibi birçok talep sıralayabilirim ama onun görevlileri var…

Sadece, darbelere karşı durduğu için gönülden bir sevgi duyuyorum ve “halkın seçtiği” cumhurbaşkanına “hoş geldin” diyorum…

Twitimden seçmeler

Satıcılarla yola çıkınca, sonunda satış sırasının bana da geleceğini biliyordum. Bildiğimin, böyle konularda olması ne garip!
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler