13 Mayıs 2012 Pazar

Ben kılmıyorum, siz de kılmayın!


Aslında her devirde “döneme ayak uyduran” takım görülür. Bu yağcıların, yalakaların genel özelliğidir. Söz gelimi kurum amiri namaz kılan birisiyse, yağcıların “geçici olarak” namaza başladığına şahitlik edersiniz, akşam ise bildiği gibi hayatını sürdürür.

Amir içki içen birisiyse de, bir anda kadeh tokuşturan bir kişiliğe büründüğünü görebilirsiniz.

Bu kişilerin konumları, daha önce bulundukları görev veya statünün hiçbir önemi yok. Önemli olan “anı kurtarmak” ve o anla, geleceği şekillendirme niyetidir.

12 Eylül’le ilgili ilginç bir anı okudum. Doğrusu Kenan Evren’in umreye gittiğini bilmiyordum. O kadar din düşmanı gibi konuşmalar yapardı ki, kutsal topraklara yolculuk yapacağını düşünemezdim. Meğer gitmiş…

Eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Sami Uslu’nun anlattığı ilginç anıda, ilginç bir detay var ki, orayı atlamak istemedim.

Kenan Evren’in ezanı Türkçeleştirme çabasını biliyordum ama bu çabadan birden bire vazgeçti. Bunun gerekçesi ise kutsal topraklarda gizliymiş…

Ezandan önce, diğer ayrıntıya geçeyim…

Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in umrede tavaf sırasında bir kişinin okuduğu duaları söylemek istememiş, “Türkçe tercüme yapmasını” istemiş.

Daha ilginci ve atlamamak gereken ayrıntı ise “ben kılmıyorum, siz de kılmayın” direktifidir…

Allah için kılınan namaz için hiç ama hiç kimsenin emir ve talimatına gerek yoktur, böyle bir talimat da zaten olamaz…

Ama darbecilerde olur…

Akşam namazı sırasında Suudilerin protokolüne uyan Kenan Evren, bu yüzden sünneti kılmayacağını söylemiş. Arkasındakilere de dönerek “emir” vermiş; “Siz de sünneti kılmayın!”

Arkasındakiler de muhtemelen kılmamıştır…

Emir büyük yerden ya…

Oysa namaz Allah içindir…

Allah için kılınan bir namazı engelleyecek hiçbir güç yoktur…

Evren’in umre ziyaretinden iki ay sonra Milli Güvenlik Konseyi üyeleri umreye gitmiş.

Uslu, umreye nasıl geldiklerini sormuş; “Cumhurbaşkanımız gelince biz durur muyuz? Onun yaptığını yapmak mecburiyetindeyiz. Onun için geldik” demişler…

Tıpkı yağcı bürokratlar gibi…

İçki içseydi, kadeh tokuşturacaklardı…

Namaza gitseydi, yanında saf tutacaklardı…

Umreye gidince, gitmek şart oldu!

İlginç bir anlayış…

***

Kenan Evren, bu gezi sonrasında Türkiye’ye dönüp, “Ezanı Türkçeleştirmeyi” planlıyormuş…

Hem umre ziyareti yapan “dini bütün” bir devlet başkanının Türkçeleştirmesi yadırganmazdı…

“Adam işi biliyor” derdi vatandaş…

Nasılsa Diyanetten bu yönde karar bile çıkartabilirdi…

“Emir komuta zinciri” içinde çabalayan bürokrattan çok ne var?

Umre dönüşü ise planladığının aksine karar alarak ezana karışmadı, ikinci bir CHP zulmü millete yaşatmadı.

Çok daha başka zulümlerine ek bir zulmü vatandaş kaldıramayacaktı.

Gerekçe “vatandaşın kaldıramaması” değildi elbet…

Gerçekleri görmesiydi…

Evren, “Umre dönüşünde bir karar çıkartarak ezanın tekrar Türkçeye çevirmeyi düşünüyordum. Ama baktım ki önümden Malezyalı, İranlı, Amerikalı geçiyor. Ezan her ülkenin kendi dilinde olursa din dinlikten çıkar. Bu yüzden vazgeçtim” diyordu…

Aslında hepsi buydu…

Topu topu anlayacağı buydu…

Hayatın her alanında bunu uygulayabilirdi.

İnsanların kim olması, hangi renkte, hangi millete mensup olması, hangi dili konuşması, hangi inancı taşımasından çok daha öncesi, “yaşam şekline karışılmaması”ydı…

Ezan, ilahi bir mesajdır…

Namaza bir çağrıdır…

Dünyanın neresinde olursan ol, hangi dili konuşursan konuş, hangi mezhebe bağlı olursan ol, hangi kültürle yoğrulursan yoğrul, ilahi mesaj hep aynı dildedir.

Birbirinin dillerini anlamayanlar, ilahi mesajla ne demek istediklerini çok çabuk anlar ve anında kaynaşırlar…

İşte ülkemizde özlenen de bu anlayıştır.

Kenan Evren, ezanın mesajını anladı, halkın mesajını anlamadı.

Şimdi ise tersi olmasın. Ezanın mesajı zaten anlaşılıyor, halkın mesajı da anlaşılsın artık!

Twitimden seçmeler

Yağcılık çok farklı bir şey. İnsanı, insanlıktan çıkaracak kadar iğrenç. Nasıl da kuyruk sallıyorlardı Allah'ım!

www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler