21 Mayıs 2012 Pazartesi

Abdullah Öcalan Sayın Değildir!


Türkiye Büyük Millet Meclisinde vekiller yumruklaşıyor, küfürler havada uçuşuyor, sıra kapaklarına vuranlarsa laf yetiştirme telaşında. O hengâmede buraya alamayacağım argo kelimeleri bir birinin yüzüne ve bütün öfkesiyle söyleyen vekiller, normal kavganın dışında bir “saygı” özenleri(!) sezilir. Küfrederken de, tokadı yapıştırırken de, laf atarken de, “lanlı-lunlu” konuşurken de “sayın milletvekili” demeleridir. Bu açıdan “Lan sayın Milletvekili” literatürümüze girmiş bir nezaket(!) ifadesidir.

Komik elbet, dostlar pazarda görsün diye saygı ifadeleri söylenmez. Saygı ifadeleri, karşınızdaki kişinin saygıya layık olmasından çok öte bir şeydir. Bizzat sizin kendinize olan saygınızın bir eseridir. Size nasıl hitap edilmesini istiyorsanız, karşıya da aynı şekilde hitap edersiniz…

Üstelik de o hengâmede söylenen bütün çirkinlikleri örtmeye “sayın” ifadesi yetmez.

***

Yukarıdaki örneğim, sarf ettiğimiz kelimelerin taşıdığı manadan çok öte “zorunluluk olarak” veya “desinler” diye kullandığımızı göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Oysa güzel sözü söyleyenler, genellikle güzel insanlardır.

Muhabbet beslediklerinize sarf ettiğiniz her güzel kelime, aslında sizin o sıfatlara layık olduğunuzun da bir göstergesidir.

İşin doğrusu bütün bunları çok iyi bilen bir milletiz.

Biliriz bilmesine ya, yine de bilmezlikten gelenimiz eksik olmaz…

***

Dünya çok değişti elbet. İnsani ilişkiler yavanlaştı. Bir başka deyişle de “Selam verdim, rüşvet değil diye” alınmayan bir zamanda yaşıyoruz.

Buna rağmen de “bir şeye takılırız” ve onu vazgeçilmez biliriz. Hatta bunu, katı bir kural gibi, dini bir emir gibi, ilahi bir mesaj gibi yansıtırız…

“Sayın” ifadesi de böyle bir şey…

Bir saygı ifadesi olarak ismin önüne konulan ve tek başına isim söyleme kabalığında bulunmamayı gösteren bir hitap şeklidir sayın…

Eskiden insanlara ön adıyla hitap edilirdi. Sonra aşırma medeniyetimiz bize soyadıyla hitap etmeyi öğretti. Yine aşırma bir saygı ifadesiyle de soyadının önünü “sayın”la süslemiş olduk.

Birebir tercüme, birebir kopya olan bu hitap şekliyle karşımızdakinin saygıya layık olduğunu söylemeye çalışıyoruz.

Bir zamanlar, “pek muhterem”di herkes, “beyefendi” veya “beyzade”ydi, “hanımefendi”, “küçük hanım”dı…

Çok güzel hitap şekilleri vardı ve hepsi de yürekten söylenmesiyle etkisini gösterirdi.

Güzel sözle muhabbete başlayana, güzel sözle karşılık verirlerdi.

Aslında “ne korsan kazanına, o gelir kepçene” atasözüne tam uyan bir diyalog biçimiydi.

Bunlar tarihin tozlu sayfalarında kaldı ne yazık ki…

Şimdi “sayın” var, buz gibi…

Hiçbir anlam ifade etmeyen, sıcaklık hissedilmeyen, samimiyet görülmeyen, muhabbet beslenmeyen…

Buna rağmen de “kime sayın denileceği” sanki bir kurala bağlıymış, sanki anayasanın değişmez hükmüymüş gibi listelemeye başlayanlar oldu; şuna sayın denmez, buna denir, öbürüne denmez, ötekine denir gibi…

Bir süredir PKK lideri Abdullah Öcalan’a “sayın” denir mi, denmez mi tartışması yaşandı. (Pardon, tartışılmadı, sadece denmeyeceği söylendi)

Hatta “sayın” dediği için yargılananlar oldu.

Doğrusu bu çocukça bir tepkiden öteye gitmiyordu ama bir defa toplum, “Abdullah Öcalan sayın değildir” görüşünde hemfikirdi.

Sanki toplumun “sayın” dediklerinin hepsi saygıyı hak edenmiş gibi…

Elinizi sıktığınız her kişinin yüreğini okuma şansınız varmış gibi…

Saygıda kusur etmediğimiz insanların, o an yüzünde kaçıncı maskenin takılı olduğunu bilmediğinize göre “sayın” demeniz de, onu aklamayacaktır.

Gerçekteyse saygıya layık olan siz olduğunuz için karşınızdakine saygıyla davranırsınız. Bu davranışınız, sizin de saygıyla karşılanmanıza sebep olur.

Ama genel kanı da; Abdullah Öcalan’a “sayın” demeyin, çünkü o terör örgütünün lideri…

32 yıldır bir başka terör örgütünün liderine sayın diyorduk ama…

Netekim, onun izinde giden darbeciler Silivri’de…

Terazinin bir kefesine onların yaptıklarını veya yapmaya çalıştıklarını koyduğunuzda, bir diğer kefeye de Abdullah Öcalan’ın yaptıkları veya yapacaklarını koyduğunuzda hangisinin ağır geleceğini hesap bile edemezsiniz.

Çünkü en başta “Sayın” bile demediğiniz Abdullah Öcalan’ın örgütünü kuranlar, öbür kefede hesap verenlerdir…

Yargıtay, Abdullah Öcalan’a “Sayın” denmesini suç görmemiş. Sadece bu değil, PKK’lılara “gerilla” demenin de suç olmadığı kararını vermiş.

Şimdi yeni bir tartışma başlayacak, “o sayın değildir” diye…

***

Yıllar yılı içini boşalttığımız kavramların bugün sahipliğini yapmamız bana çok samimi gelmiyor. Hem içi boş, hem içi doluymuş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Üstelik de her iki kesimden bunu “silah” olarak kullananlar var.

Bir taraf Abdullah Öcalan’a “sayın” dediklerinde, onu yücelttiğini sanıyor, karşıtları da “Sayın” demediğinde alçalttıklarını…

Oysa ne alçalan var, ne yükselen…

Sizin ne dediğinizden daha önemlisi, kavrama nasıl bir mana yüklediğinizdir ve kendinize olan saygınızdır.

Hem güzel kelimelere layık olanlar, (kim olduğuna bakmaksızın) önce bunu karşısındakine söyleyenlerdir…

Tıpkı aynaya bakar gibi…

Twitimden Seçmeler
Bir haftadır ülkede şenlik var. Adeta bir festival gibi kutlama yapılıyor. Katı laikler ise şokta. Dayatma olmuyormuş değil mi?
www.twitter.com/naifkarabatak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz her zaman yol gösterici olacaktır, teşekkürler