2 Eylül 2011 Cuma

Ses kaydından kim nemalanır?


Bayramın ikinci günü gündeme düşen bir ses kaydı, “izinsiz dinlemeleri” bir kez daha gündeme getirdi. AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, muhtemelen Hadep Genel Başkan Yardımcısıyken, o tarihlerde Fazilet Partisi içerisindeki yenilikçiler ve gelenekçilerle ilgili değerlendirmesini kasete almış, yıllarca bir köşede bekletmişler…

Metiner, muhalefet partisinde genel başkan yardımcısı olmanın ve Fazilet Partisi’ndeki her iki grubu da yakından tanımanın rahatlığıyla konuştuğu anlaşılıyor.

Hali üzere Fazilet Partisi’nde yenilikçi diye ortaya çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’le ilgili görüşlerini de açıklıyordu. İncitecek bir şey söylemiyor ama “başaracak kapasitede” olmadıklarını rahatlıkla söylüyor…

İçeriğe takılmıyorum. Çünkü ülkemizde siyasi partilerde görev yapan hiçbir siyasinin bir başka siyasi için “cici” şeyler söylemediğini, sürekli eleştirecek bir yön bulduklarını biliyorum. (Sadece eleştirinin insaflı olmasını bekleyebilirim.)

Kaseti yansıtma farklı…

Ramazan Bayramının birinci günü, Kâhta’da seçmenleriyle dertleşen Metiner’in bu sözleri sarf ettiği belirtiliyor…

Ve bir de kılıf bulunuyor; bakanlık beklentisi gerçekleşmeyen Metiner, açtı ağzını yumdu gözünü…

Oysa kaseti servis edenler, kaseti dinleyen herkesin (içinde geçen kişi, kurum ve dönem itibariyle) çok eski olduğunu anlayacağını da hesap eder…

Yani aslında ortada “kötü hazırlanmış bir kaset” yok, “bilinçli hazırlanmış” bir kaset var…

Metiner’i başbakana yakınlığını bilenler, onun aleyhte bir cümle kurmayacağını da çok iyi bilir. O zaman amaç, “bugün böyle dedi”den önce, “bir zamanlar böyle dedi”yi ortaya çıkarmak, “sevgiyi” azaltmaktır…

Bunu “dün böyle düşünüyordun, bugün ne değişti de başbakana yakın oldun” diye yansıtmak pek etki etmezdi. Çünkü aradan onlarca yıl geçmiş, kasette ismi geçenler kendilerini ispat etmiş liderlerdir…

Kaseti servis edenler, bu konuşmanın veya farklı konuşmaların montajlanarak birleştirildiği konuşmaların bayramda yapılmadığını pekâlâ biliyorlar. Ama gündeme oturması, “bayramda konuşması”yla mümkün olabilirdi…

Hadep döneminde böyle konuştu diye sunmak hem inandırıcı gelmez, hem de yadırganmazdı…

***

Buraya kadar olanlarda aslında bir çelişki falan yok…

Metiner’i sevmeyenler, onu “vuracak” bir done elde etti ve onu kullandılar…

Metiner de bunun eskiye ait olduğunu ve şimdi o düşüncelerinin doğru olmadığını gördüğü için sevindiğini söylüyor…

Peki amaçlanan neydi?

Metiner, uzun zamandır AK Parti’ye yakınlığıyla tanınan bir yazardı…

Başbakanla geçmişteki birlikteliği, AK Parti kurulduktan sonraki yakınlığı ve Demokratik Açılımdaki desteğiyle Metiner, başbakan için “önemli” bir isimdir…

BDP ve PKK çevresi de Hadep’teki süreç nedeniyle “alınganlıktan” öte “kırgınlıkları” bulunduğu bir gerçektir…

Ama bu kaset ortaya çıkınca PKK bundan siyasi bir kazanç elde edeceği yönünde hiçbir mantıklı gerekçe bulunamaz…

BDP’nin de Metiner’i yakacak bir ses kaydından “nemalanacağı”nı beklemek pek mümkün gözükmüyor…

Ergenekon yanlılarının da Metiner’in yıpranmasından kazançlı çıkmaları pek mümkün değil.

O zaman adres yanlış…

Bu kaseti servis edenler ne PKK’lı, ne BDP’li, ne de Ergenekoncu…

Bu kaseti servis edenler çok daha yakında birisi…

Çünkü AK Parti’de demokrat bir duruş sergileyen, darbelere karşı duran, her türlü vesayeti elinin tersiyle iten, yasadışı oluşumlara karşı sesini yükselten sadece Metiner değil. Başbakan dâhil, yüzlerce kişi var, yüzlerce yazar var, yüzlerce aydın var…

***

Şimdiye kadar anlaşılmadıysa anlatayım…

Mehmet Metiner, gazetecilik ve yazarlık hassasiyetinden sonra soyunduğu siyasette “bizden biri” olmayı seçti…

Milletvekili olduktan sonra “sıra dışı” olduğunu çok kısa sürede gösterdi, “dobralığı” ve “doğallığıyla” da sevildi.…

Aday gösterildiği süreçte Adıyaman’da “tepeden inmesine” tepki gösterenler, bugün bu tepkinin yersiz olduğunu görüp, sahiplenmeye başlıyorlar…

Yerinde sorun çözmesi, çok tanıdığının olması, sözünün geçmesi, lafının dinlenmesi, gördüğü saygı ve itibar, Adıyaman gibi hep ihmal edilen bir kent için ümit oldu.

56 yıldır “büyük bir köy olmaktan öteye gitmeyen” ve 8 yıllık AK Parti döneminde de “hiçbir hizmet alamayan” Adıyaman, başta Mehmet Metiner olmak üzere yeni dönemden hayli umutlu.

Ancak, Metiner’in Adıyaman’dan aday olmasıyla da Adıyaman’daki siyasi denge ce güç bölündü…

Bugüne kadar “güç bende” diye afra tafra yapanlar, birden bire “kendilerinde bir cevher” olmadığının anlaşıldığının farkına vardırlar…

Adıyaman gibi küçük yerlerde “gücün gitmesi, her şeyin bitmesi” demektir. Hatta 56 yıllık Adıyaman’ın, yeni dönemde hizmet alabilecek olmasının bile bunun yanında bir önemi yoktur…

Anlayacağınız, kaset olayından PKK nemalanmayacak, BDP’nin kazancı olmayacak, Ergenekoncular sevinmeyecek, Metiner’e bir katkısı olmayacak…

Kaseti servis edenler, bunların kazanması için değil, Metiner’in kaybetmesini ve onla birlikte Adıyaman’ın da kaybetmesini göze almış olanlardır…

Sadece amaç, “bak gördünüz mü?” diyebilmektir ve bundan da kazançlı çıkabilmektir…

Sizce bu mümkün mü?

Naif Karabatak
2 Eylül 2011