23 Eylül 2010 Perşembe

Dalga mı geçiyorsunuz?

İnsanların doğasında vardır, kendi ilinin tanıtımı, haberleri, sohbetleri, hatta “hava durumu” bile ilgisini çeker…

Dün Adıyaman’da ülkenin gündemindeydi…

Birisi acıydı…

Birisi komikti…

Bir diğeri ise trajikomikti…

Acı olanla başlayalım, lafı balla kapatalım(!)

Önceki gün Adıyaman’da, Adıyamanlıların bugüne değin hiç alışık olmadıkları bir kavgayla karşılaştı…

Televizyon kanallarında, gazetelerde, haber sitelerinde önemli yer tutan kavganın sebebi, kavgaya göre komikti…

Halk tabiriyle “incir çekirdeğini doldurmayan” bir konu için “meydan savaşı” yapılmıştı…

Kavga edenler de, kavgaya karışanlar da, birbirini incitici sözler söyleyenler de, küçücük Adıyaman’da her gün karşılaşıp, birbirine selam verecek insanlardı…

Haberin “yanlış” verilişi, imajın da yanlış oluşmasına sebep oldu…

Ajanslar, “iki aile arasında kavga” deyince, doğudaki gibi aşiret kavgası anlaşılmış…

Oysa kavga, aile kavgası değil, aile üyelerinin de karıştığı bir kavgaydı…

Sebep ise zabıtanın “kaldırımı işgal etme” uyarısına karşılık verme, tatsız sözler, “sen kimsin”, “ben şuyum” gibi egoya dönük bir hesaplaşmaydı…

Ama ayıptı da…

Yarın aynı kişiler, aynı kentte, aynı kaldırımda, aynı çay ocağında, hatta beraber çalıştıkları aynı işyerinde bir birlerine selam verip, hal hatır sormak zorunda kalacaklar…

“Gelin” dendiğinde, sebebini araştırmadan, barıştırmaya yanaşmadan olaya karışanlar utanmalı bence…

***

İkincisi komikti…

Malatya’nın her zamanki “Nemrut Hastalığı” nüksetmiş, krize girmiş, nöbeti tutmuştu. Bir kenti yönetenlerin bu kadar cahil olacağını tahmin etmezdim ama öylelermiş…

Siyasi ve bürokrasi yönünden güçlüler diye, Adıyaman’ın tüm kazanımlarına sahip çıkacaklarını sanıyorlar…

Merak ediyorum, Nemrut’a daha çok turist getirme iyi niyetleri(!) neden diğer komşu iller için de olmuyor diye…

Mesela Malatya’ya yakın olan diğer illerin “tarihi ve turizmi”ni “birlikte” kullanmayı denesinler…

Elazığ’ın tarihi ve turistik yerlerini kendi tanıtımlarında kullansınlar…

Sivas’a uzansınlar…

Hatta Kayseri’nin zenginliklerini paylaşmayı önersinler…

Kahramanmaraş’ta Malatya’nın komşusu. Orada da tarihi eserlerin yanında dondurması var, yala yala bitmez…

Ama onların niyeti üzüm yemek değil, bekçi dövmek. Onların gözü Adıyaman’da… 1954’de Adıyaman’ın il olmasını sindirememe hastalıkları var. Gelen yöneticilerin de aynı hastalığa yakalanması komik…

En son Malatya, 7-10 Ekim tarihinde Ankara’da yapacağı “Malatya Günleri” etkinliğinde Malatya’nın “A”sını Nemrut’a benzetmiş…

Çok komikti, çocuklar bile gülerdi…

Tıpkı Adıyaman’ın “Malatya Kaysısını sembol etmesi kadar komik” olurdu ama biz o kadar cahil değiliz…

***

Üçüncüsü trajikomikti…

AK Parti Adıyaman Milletvekili Şevket Gürsoy ile CHP Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin açıklamalarıydı…

Gürsoy, Malatya Günleri afişine tepki göstererek, “Malatya’nın komik duruma düştüğünü, Nemrut’un Adıyaman il sınırlarında olduğunu, dolayısıyla da Nemrut’u logo yapacak kentin Adıyaman olacağını” söylüyordu…
Trajikomiklik burada değil, haklıydı da, ama…

Sonra CHP Adıyaman Milletvekili Şevket Köse, Nemrut’ta Malatya’nın kaçak olarak açtığı yolun, Adıyaman’la birleştirilmesi çalışmasına tepki gösteriyordu…

Zaman Gazetesi dahil birçok ulusal gazete ise olayı “Malatya ve Adıyaman arasında süren tatlı rekabet için ‘orta yol” bulunduğunu yazıyordu…

Haftaya protokol imzalanacak, iş bitecek, tepki şimdi geliyor. İşte bu da trajikomikti…

***

“Orta yol”, aklıma laiklerin “uzlaşma” isteğini getirdi…

Hani hep uzlaşma isterler ama uzlaşılacağı zaman da kaçarlar…

Çünkü onların uzlaşmadan anladıkları “benim dediğim dedik, çaldığım düdük”ten başkası değil…

Malatya, yıllardır içinde biriktirdiği hınçla, elde ettiği kazanımına seviniyor, Adıyaman ise başına gelenin ne olduğunu anlamaya çalışıyor…

Ve bu “orta yol”muş…

Dalga mı geçiyorsunuz?

Adıyaman resmen satıldı, başka istekleri var mı diye soracağım…

Bu arada, bir sitemim de Adıyaman’da turizm işleriyle uğraşanlara…

Hiç kusura bakmayın, siz bu kadar kötü bir şekilde hizmet verirseniz, yemeyenin malını yerler.

Naif Karabatak
24 Eylül 2010