29 Haziran 2010 Salı

Makarnacı Muhalefet

Dün siyasi partilerin mecliste grup toplantıları vardı. İktidarın grup toplantısı ilgi çektiği gibi, muhalefetin grup toplantıları da ilgi çeker. Hatta televizyonlar çok daha ilginç olsun diye bir ondan pasaj alıp, bir bundan pasaj alarak, bir birlerine cevap vermiş gibi yaparlar.

Kim kime cevap verir, kim inandırıcı olur, kimin lafı havada kalır, kim kendisiyle çelişir, vatandaş tanıklık eder. Bu konuda en şanslısı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Çünkü “ucuz siyaset” yapmakta üstüne olmayan iki tane nur topu gibi muhalefeti var…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tarihin tozlu sayfalarında kalan ve o günlerde bile işe yaramayan çözümleri düşman başına…

Bütün halkı tehdit eder derecesine OHAL istedi, ne hale geldi…

Terörü o halde çözüyor, halkın sorunlarını ise “görmeme” gibi müthiş bir siyasetle çözmüş oluyor…

Teröre karşı çıkıyor, BDP’yle aynı siyasi kulvarda yürüyor, yanına da CHP’yi alıp, “sorun çözmeye(!)” gidiyorlar…

Her grup toplantısında da “hain” lafı eksik olmaz, “hıyanet” içinde olanları deşifre(!) eder, halkı nasıl sindirileceğini bir güzel özetler…

Analar ağlamasın, çocuklar yetim kalmasın, babalar evlat acısı duymasın, gelinler dul kalmasın diye atılan her adımı elinin tersiyle itmesiyle meşhurdur…

Hiçbir şeyi beğenmez, kaşları o nedenle hep çatıktır, yüzü o nedenle hiç gülmez…

O nedenle de MHP’nin grup toplantısını izlemek bana hiç keyif vermez…

***

Geçiyoruz CHP’ye…

CHP’nin “çiçeği burnunda” genel başkanı olan ama Önder Sav’ı henüz geçemediğinden “kağıt üstünde” kalan genel başkanlığından memnun olan Kemal Bey’in de grup toplantısı vardı…

Kemal bey “bir kurum nasıl batırılır” konusundaki hayli uzman. 9 yıl SSK’da staj da değil, bilfiil yıkımda çalışmış. Eh o da kendi uzmanlık alanıyla ilgili konuştu…

Neler anlattı neler…

SSK Genel Müdürlüğü’nü nasıl batırdıysa, aile kurumunu da batırmak için yüklendikçe yüklendi…

“Makarna Siyaseti” yaptı mesela…

Önce yoksula verilen üç kuruşun da verilmemesi için çırpındı durdu, sonra “CHP iktidarında yoksula neler vereceklerini” anlattı…

Eski Genel Başkanı Baykal da, öğrencilerin bursuna göz dikmiş, yargıdan, “ne olur şu sabilerin bursunu kesin!” diye üç vakit dilekte bulunmuştu da, olan çocuklarımızın bursuna olmuştu…

Kemal bey de, Baykal’ın izinden gidiyor…

Bugüne kadar adam yerine konmayan, itilen, horlanan, ele güne avuç açan insanlara devletin “sosyal devlet” ilkesiyle verdiği üç kuruşu kestirmek için uğraşıyor…

Makarnadan siyaset umuyor, makarnadan siyaset yapıyor…

Ucuz siyasetin en alası kısaca Kemal beyde…

Dişe dokunur üç kelime söylemeyi beceremeyen Kemal bey, SSK’yı batırdığı gibi aile kurumunu da batırmak için projelerinden bahsediyor…

CHP iktidarında (muhtemelen ümüklerini sıkmak için) yoksulluk envanteri çıkaracaklarını söylüyor…

Yoksullukla mücadele eden devlet kurumlarının dağınık bir yapıya sahip olduğunu tespit eden Kemal bey, bu dağınık yapıyı da ortadan kaldıracağını söyleyerek gönüllerde taht kuruyor…

Yoksullukla mücadelede görevli 10’a yakın kamu kurumunun yetkilerini Aile Sigortası Kurumu’nda toplayacaklarını da belirtiyor…

Nasıl olduysa aklına birden geldi, “aile sigortasının kaynağının ne olacağının sorulabileceğini” düşünerek, cevap da verdi…

Şu anda hizmet veren 10 kurumun bütçelerini topladıklarında bu kaynakla aile sigortasını gerçekleştirebileceklerini gördüklerini söylüyor…

Yani zaten kaynak var, zaten kurumlar var ve zaten yoksullar için çalışılıyor…

Bitmedi, daha ne makarnalar var…

Kemal bey, aile sigortası karşılığında da hiçbir prim alınmayacağını söyledi…

Sonra yoksulların elinden yeşil kartlarının alınmayacağını da açıkladı…

Sonra eşit koşullarda sağlık hizmetlerinden yararlanacaklarını belirtti.

Sonra en yoksul ailelere asgari ücret tutarında yardım yapılacağını, asgari ücretin altında ücret alan ailelere de aradaki fark kadar ödeme yapılacağını belirtti.

Ödemeleri kadına yapacaklarını da söyledi…

Olmaz ya, hadi diyelim taş kuşa değdi ve halk 1940 zulmünü unutarak, CHP’yi bir kez daha iktidara getirdi…

Yoksul şimdiki durumdan farklı bir halde olacak mı diye dinlediklerimi bir kez daha düşündüm, parmaklarımla hesap yaptım ve şu sonuca vardım…

Eğer dediğini yaparsa (o da zor ya) değişen bir şey olmayacak…

Peki ne olacak, Kemal bey “makarnacı” olacak…

Yeşil Kartlıya dokunmuyor, herkes sağlık hizmetinden yararlanıyor, her yoksul aileye yardım ediliyor… bütün bunlar zaten yapılıyor.

“Makarnacı devlet değil, sosyal devlet olacağız” diyen kemal Bey de biliyor ki, bu yardımlar, bu insanlarımıza yapılmalı.

Devletin sosyalliği burada…

Ve onun için iktidara geldiklerinde yapacağı yardımlardan bahsediyor. Yani yardım kesmesi söz konusu bile değil.

Makarna mı, ortada bir makarna var ama o ucuz siyaseti meslek edinenlerde var…

Naif Karabatak
30 Haziran 2010

27 Haziran 2010 Pazar

Bahçeli’nin ki cehalet mi, kasıt mı?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, teröre çözüm olarak ortaya attığı “çılgınca” isteklerden birisi OHAL’di. Doğrusunu söylemek gerekirse ilk önce “öylesine söylenmiş bir söz” olarak değerlendirdim. Samimi olamazdı, OHAL’in ne hal olduğunu bilmiyorsa, bölgede yaşayanlardan dilediğine sorabilirdi.

OHAL’in hiç de “iyi bir hal” olmadığını kendisine anlatan yüz binlerce aklıselim insan bulabilirdi.

Bu aklıselim insanların tahsilli olması, siyaset yapması, makam veya mevkisinin olması da gerekmiyordu.

Köydeki Ahmet efendiye de, tarladaki Ayşe teyzeye de, şehirdeki Mehmet efendiye de sorabilirdi…

OHAL’le hemhal olma bahtsızlığına erişmiş, o acı günleri yaşamış, kendi devletinde nefret ettiren uygulamalara imza atanlarla karşılaşma şansızlığını yakalamış her kişiden sorabilirdi…

Öylesine söylenmiştir, diye düşünerek geçiştirdim ama Türkiye’nin gündemine oturmakta da gecikmedi.

Ama nedense Bahçeli’den başka tek bir Allah’ın kulu “Ohal iyi bir şeydir, yeniden gelmesi iyi olur” demedi.

Bu iyi aslında…

Kendi insanına antidemokratik bir yöntemi reva görenin sadece bir kişi olması çok güzel…

Ama Bahçeli öyle demiyor…

Ohal’in yasalar çerçevesinde bir uygulama olduğunu söylüyor…

Bir şeyin yasal olması başka, onun insan haysiyet ve onuruna yönelik uygulanıp uygulanmadığını araştırıp, soruşturmak çok daha başkadır…

OHAL, terör örgütünü cezalandırma veya onların halka, askere, polise yapacağı kötülüğü önleme adına yasal olduğu bir gerçek.

Ama nedense OHAL, terör örgütüne değil, bölgede yaşayanlara hayatı zehir etti.

Bu mu yasallık?

Bunun için mi Bahçeli’den başka “Ohal, ne haldir, canım ne haldir, gülüm ne haldir” diye şarkıya konu edip zil takıp oynamıyorlar?

Yoksa koca ülkede “doğru bilen” tek zevat Bahçeli mi oluyor?

Bu aslında siyaset yaptığı ülkeyi tanımamaktır, geçmişi bilmemektir, yaşanan acılardan ders almamaktır, oy istediği ve iktidarına talip olduğu halkı da hiç tanımamaktır…

Ben “öylesine söylenmiş” dedim ama değilmiş…

MHP Lideri, toplu açılış törenlerine katılmak için gittiği Konya’nın Çumra ilçesindeki Sırçalı Mesire Alanı’nda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlarken de “bilerek ve isteyerek” OHAL dediğini tekrarlamış, hem de çok daha başka çılgınca fikirlerle birlikte…

OHAL’e karşı olanların Türkiye’deki akan kanı görmeyenler ve Türkiye’nin bölünmesi için elinden gelen gayreti gösterenler olduğunu söylüyor…

O zaman bu ülkenin tamamı akan kanı görmüyor, ülkenin de bölünmesini istiyor.

Bu kadar çocukça ve bu kadar halkına hakaret eden birisinin nasıl bir partin genel başkanı olduğuna doğrusu şaşırdım.

Bahçeli, “OHAL bir Anayasal kurumdur. Demokrasiyle çatışır bir yönü yoktur” derken, gerçekten ciddi mi, diye gözlerine bakmak isterdim…

Aynı sözü doğu ve güneydoğu’da da söylemesini isterdim…

OHAL’den en az çeken illerde bile söylemesi yeterliydi…

Bununla da yetinmiyor Bahçeli; “Sözde analar ağlamasın demekle bir şey bitmiyor. Kan akmasın demekle bir şey bitmiyor. Gerekli tedbirleri almak lazım.”

Alın o zaman…

Önünüzde Demokratik Açılım var, tutun bir köşesinden…

Darbe Anayasası’nı rafa kaldıracak sivil anayasa var, verin desteği…

Yok, Bahçeli’nin aldığı tedbir, “Biz MHP olarak Anayasal bir tedbiri ortaya koyuyoruz. OHAL uygulamasına geçilmesini istiyoruz.” Dan başkası değil…

Daha önceki yazımda, “Alın Ohal’inizi başınıza çalın!” diye bir cümle kullanmıştım…

Bu sözü bir kez daha yineliyorum ve ekliyorum:

Bu söz benim sözüm değil…

Bölgede yaşayan her ferdin haykırmasının cümleye dönüşmüş halinden başka bir şey değildir.

Bir siyasi parti genel başkanının, terörü önlemek, anaları ağlatmamak gibi elinde bir şans varsa ve bu şansı, sırf siyasi hesaplar nedeniyle kullanmıyorsa, kullanmaktan çekiniyorsa, eften püften bahaneler buluyorsa, üstelik de sorunu çözmeye azmedenleri hainlikle suçluyorsa, bir de üstüne halkı cezalandıracak çözümde diretiyorsa, nasıl bakmak gerekir, doğrusu çözemiyorum.

Ben çözemiyorum ama inanıyorum ki, 12 Eylül ve OHAL mağduru olan ve sırf ülkücü oldukları için cezalandıranlar çok iyi anlıyordur ve Bahçeli’nin kodlarını iyi çözüyorlardır…
Naif Karabatak
28 Haziran 2010