23 Mayıs 2010 Pazar

CHP’liler Dünden Hazırmış…

CHP’nin yeni genel başkanı artık Kemal Kılıçdaroğlu. Çok değil, daha bundan 10 gün önce “İnadına Baykal, inadına sol” diyenler, hafta sonu “inadına Kılıçdaroğlu” diyerek oy kullandılar. 1250 delegenin 1189’u “Kılıçdaroğlu” dedi…

Yapılanları kınamak için değil ama bu kadar hızlı dönüşün nasıl olduğunu anlayamadığımdan not düşmek zorundayım.

Baykal’ın kaset skandalı ortaya döküldüğü andan itibaren “bu bir komplodur” deyip, genel başkanlarının arkasında durdu, vefayı gösterdiler. Sonra “kimse avucunu yalamasın” diyerek genel başkanlık adaylığı için kapıları kapattılar. Baykal’ın kongrede aday olmaması, ancak aday edilmesi için de konsensüs oluşturdular. Yetmedi, bir grup genci “acınızdan ölün” diyerek çadır kurdurup, “Baykal olmadan asla” dedirterek, açlık grevine soktular…

Hakkını yemeyelim, gözlerin Kılıçdaroğlu’nu aradığı her zaman da o “ben aday değilim” dedi. Sonra birden bire CHP’ye bir şeyler oldu. “Aday olmayacağım” diyen Kemal Kılıçdaroğlu, “aday olduğunu” söylediği andan itibaren bütün CHP’liler de hazır kıta bekliyormuşçasına “Kılıçdaroğlu’na destek” vermeye başladılar.

Bir heyecan sardı herkesi, kendilerini iktidarda görmeye başladılar. Pembe tablo o kadar büyük yapılmıştı ki, “gün bu gün” dediler…

Birileri tarafından da “vefa”nın İstanbul’da bir semt olduğunu söylemeye başladılar…

Zaten Baykal, bu aşamadan sonra aday olmazdı. Şık durmazdı, etik olmazdı, ahlaki bulunmazdı. Komploydu ama o kadar da masum değildi…

Ve “Baykal olmadan asla” diyenler, “Kılıçdaroğlu’yla devam” diye slogan değiştirdiler…

Bütün CHP’liler dünden hazırmış; Bir kıpırtı olması için Baykal’ın diskalifiye edilmesini bekliyorlarmış. Zaten bu partinin önü açılmalıymış, tıkayan da Baykal o zaman.

Bildiğimse şu siyaset çok ama çok vefasız, bir o kadar da acımasız…

***

Gelelim Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığına…

CHP’lilerin sevincinin ve heyecanının çok uzun süreceğini sanmıyorum…

CHP’de sorun liderde değil diye daha önce de yazmıştım…

CHP’nin asıl sorunu “fikirdir”, asıl sorunu halkla buluşamamasıdır…

CHP, asla halk partisi olmadı/olamadı/olamaz da…

En azından bu kafayla, böylesine bir siyasetle olması mümkün değil…

Kaldı ki, CHP, hiçbir zaman halkçı da olmadı, solcu da olmadı…

Şimdi fark nerede olacak?

Demokratikleşecek mi, solcu mu olacak, halkı mı kucaklayacak, demokrasiye sahip mi çıkacak, devletçiliği bir yana mı atacak, Avrupa Birliği için adım mı atacak, demokratikleşmeye katkı mı sağlayacak, sivil anayasa için kılını mı kıpırdatacak, sahi ne bekliyorlar?

Kılıçdaroğlu, oyların tamamına yakınını alınca yaptığı teşekkür konuşmasını iyi analiz edince bütün bunların olmayacağını/olamayacağını da anlayabilirsiniz.

Aslında Kemal Kılıçdaroğlu’na lütfedilen genel başkanlığı, birden bire kucağında bulduğundan olmalı ki, bir kafa karışıklığı da kendisini gösteriyor.

Ne yapacağını bilen birisi değil, ne olduğunu kavramaya çalışan bir yapıda…

Kılıçdaroğlu, “Mustafa Kemal’in, İnönü’nün, Ecevit’in, Baykal’ın oturduğu koltuğa oturacağım. Bu koltuğa oturanlar, halkı için çalıştı. Biz de bunu yapacağız” derken, hepsi için samimi olup olmadığını merak ediyorum. En azından Mustafa Kemal hariç, hiç birisinin halk için çalışmadığını iyi biliyorum. Hepsi de devletçi, hepsi statükocuydu…

Kılıçdaroğlu, görevlerinin asıl şimdi başladığını belirterek, “Eğer bu mücadeleyi sağlıklı götürürsek, halkla kaynaşırsak, halkın terinin kokusunu bedenimizde hissedersek çözemeyeceğimiz hiçbir anahtar yoktur.” derken, bugüne kadar bunların olmadığını ima ettiğine inancı olduğu anlaşılıyor o zaman CHP’nin bugüne kadar getirdiği siyasetin dışında bir yol izleyeceği anlaşılıyor…

Ama değil…

“Değişimcidir ve devrimcidir. Değişimi ve devrimi sonuna kadar gideceğiz. Korku imparatorluğu değil sevgiyi egemen kılacağız. Kardeşçe beraber olacağız.”

CHP’nin değişimci olduğunu söylemek için tek bir örnek vermesini istesem tarihi boyunca veremeyeceğini iyi biliyorum. Korku imparatorluğunu, bu ülkeye CHP’den başkasının getirdiğini söylemek insafsızlık olur. Darbecilerle kol kola bir siyaset, halka nasıl huzur getirecek. Yine “Demokrasi çıtası”nı yükseltmek isteyen, darbe anayasasının yılmaz savunuculuğunu nasıl yapacak?

Lafla peynir gemisinin yürümediği Kılıçdaroğlu’nuın konuşmasında bir kez daha belli oluyor; Hem “Her etnik kimlikten vatandaşımızın başımızın üzerinde yeri var.” diyeceksiniz, hem bütün bunları yok sayacak, onların hakları için yapılan düzenlemeleri Anayasa Mahkemesine götüreceksiniz. Adama sadece gülerler…

Konuşmasının diğer bölümlerindeki tezatları da not ettim ama yerimiz dar…

Ama inanın Kılıçdaroğlu, ne dediğini bilmeyen birisi olduğu gibi kibarlığında da sorun var. Başbakan için “Recep bey” lafını sürekli kullanması en azından ayıptır, saygı sorunu olduğu kesindir…

Belki de kendisinin genel başkan olamayacağını, başbakan ise hiç olamayacağını bilerek, “Kemal bey” kalmak istiyordur. Ya da “Gandi Kemal” hoşuna gitmiştir, kim bilir…

Gandi Kemal, CHP’ye hayırlı olsun ama bu gidişle sevinçleri uzun sürmeyecek. Çünkü genel başkanlık koltuğunu doldurdular ama lider koltuğu boş kaldı. Üstüne de CHP’nin “değiştirilemez” maddeli statükoculuğu öylece duruyor…

Naif Karabatak
24 Mayıs 2010