19 Mayıs 2010 Çarşamba

Laiklik Sakız Olmasın

Tüm Antidemokratik zamanlarda, halka ve iktidara baskı aracı olarak kullanılan laiklik, ağızlarda sakız edilirdi. Vatandaşa güya her hakkı veren antidemokratik tüm düzenlemeler, “ama” diye başlayıp, laikliğe aykırı olmamak şartıyla özgür olabileceği şeklinde yürürlüğe konulduğundan, bunu kendisine kalkan edenler de “ama” diye başlayıp devam ederlerdi…

28 Şubat bunun en iğrenç örneği…

İnsanın midesini bulandıracak kadar alçakça tezgâhlarla bu ülkenin inançlı insanlarına hakaret edildi, boş yere mağdur edildi.

Oysa bu ülkenin, bu ülkede yaşayan her ferdin laiklikle ilgili bir sorunu yoktu, hiç olmamıştı da…

Ama olması için çabalayanlar vardı…

İlla olsun diye tezgâh bile kuruyor, vatandaşın sabrının taşması için her türlü adiliği yapabiliyorlardı.

O kadar gözü dönmüşler vardı ki, pavyondan sahte şeyh, bardan kız ayarlayabiliyor, cami önlerinde acayip kılıklı insanlara zikir adı altında tantana yaptırabiliyorlardı…

Sonra gelsin baskınlar, fişlemeler, melanetler…

Türkiye demokratikleştikçe “laiklik” de korku olmaktan çıkmaya başladı…

Zaten korkulacak bir yönü yoktu…

Herkes bu ülkenin “Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olmasını istiyordu…

Yani kâğıt üzerinde yazanın hayata geçmesi en büyük dilekleriydi…

Vatandaş istiyordu ama istemeyen “elit” kesim vardı…

Çünkü istemeyenlerin elindeki koz gidiyordu…

Demokles’in kılıcı gibi sallayacakları başka safsata yoktu…

Türkiye demokratikleştikçe çete türü örgütlenmeler de gün yüzüne çıkmaya başladı…

Hangi kurumda olursa olsun suç işleyenin ayrıcalığının olmadığı, hukukun egemen olduğu bir sürece gidiyorduk…

Bundan rahatsız olanlar vardı…


Hatta “terör örgütü” suçlamasına rağmen “avukatı olurum” diyen fedakâr(!) siyasilerimiz vardı…

“Bizim çocuklar” diye bir tabir yerleşti…

“İyi bilirler”di vatandaşa kurşun sıkanı…

Tanırlardı denizaltına bomba yerleştirip, öğrencileri havaya uçurmaya niyetlenen kanı bozukları…

Çok iyi bilirlerdi balyoz eylem planı çiziktirenleri…

Danıştay’a saldıranları tanıdıkları gibi, aydınlara sıkılan kurşunların da adresini bilirlerdi…

Kağıt parçasıyla kafeslemek isterlerdi…

Bütün bunların “boru” olmadığını anladık…

Devletin verdiği yetkiyi, milletin ödediği vergiyi, anayasanın kendilerine tanıdığı hakkı, millete zulüm olarak kullanmak isteyenler çıkabiliyordu…

Her devirde olduğu gibi bugün de sütü bozukların olması kaçınılmazdı…

Bunların hangi kurumda olması önemli değildi, önemli olan suç işleyip işlemediğiydi ve buna karar verecek de elbette yargıydı…

Ama yargıdan korkuyorlardı…

“Boru bunlar boru” denmişti ama boru değildi onlar…

Milletin bağrına döndürülen ateş toplarıydı…

***

Laikliğin Demokles’in kılıcı gibi sallandırılmasını tam unutmuştuk ki, dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “Herkes anayasanın 24. maddesine uyarsa laiklikle ilgili sorun kalmaz” dedi.

Baktım…

“Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz...” böyle devam ediyor…

Bu maddeye bir şey diyen yok ki, bu maddeye rağmen “özgürlüğü daraltmaya niyetli” insanlara diyeceklerimiz hep var oldu.

Sonra Genel Kurmay Başkanı Başbuğ, muhtemelen Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan veya yargılananları kastederek (öyle de olmayabilir) “Hiç kimse TSK ile Türk halkı arasındaki bağı koparamayacaktır” demiş…

TSK ile halkın arasındaki bağı koparmaya kimin çalıştığının halen anlaşılmamış olması ne acı…

Bana göre, bulunduğu kurumda, aldığı göreve aykırı olarak, kendi insanını düşman gören, kendi insanının ve ülkesinin yok olması için adice planlar yapan varsa, TSK ile halkın arasındaki bağı koparmaya çalışanlar da onlardır…

Başında olduğu kurumu savunmak başka şey, kurumu içten kemiren hainlerden kurtulmak çok daha başka bir şeydir…

İşe getirip laikliğe bağlamanın ne anlamı olduğunu henüz çözemedim.

Hâlbuki en çok inançlı kesim, laikliğin tam manasıyla uygulanmasını istiyor.

En çok inançlı kesim, Anayasanın 24’üncü maddesine uyulmasını bekliyor…

Sorunu olan (kastedildiği gibi) inançlı kesim değil, demokratikleşmeden ürken kesimdir…
Naif Karabatak